Hırslı Anneler ve Çocukları

0

Her çocuk ayrı bir hazinedir ve keşfedilmeyi bekler.

Doğumdan sonraki ilk üç sene içinde bebek ile anne arasında kurulan bağ sevgi ve güven temelli olması gereken bir bağdır. İlk üç yıl içinde, talepleri annesi tarafından zamanında, sakin, duyarlı, kararlı ve sağduyu ile karşılanan bebekler, büyüme dönemleri ilerlediğinde sosyal,kendinden emin, duygusal ilişkileri sağlam çocuklar olmaktadır. Bu ilk üç yıllık dönem içinde endişeli ve kaygı düzeyi yüksek olan çocuklarda ise duygusal gelişim aşamalarında problemler meydana gelmektedir.

Annenin henüz gebelik esnasında bebeği ile ilgili kurduğu hırslı planlar, anne adayında endişe ve kaygı bozuklukları yaratmaktadır. Bu da ilerleyen boyutlarda erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve bebeğin özel bakım ünitesine alınması gibi sonuçlar doğurabilir.Çünkü yüksek düzeyde stres hormonları beyin gelişimini, baş çevresini ve doğum kilosunu olumsuz etkiler. Yapılan araştırmalar bebeklerin doğum kilosu ve baş büyüklüğü arttıkça zekânın yükseldiğini ortaya çıkarır. Doğumdan sonra annenin yaşadığı endişe ve çöküntüye maruz kalan bebekler gelişim ölçeklerinde, diğer bebeklere göre daha düşük puanlar almakta, daha fazla uyku ve beslenme sorunu yaşamakta ve anneyle daha az etkileşim kurmaktadırlar. Yapılan çalışmalarda annenin endişesinin çocukta karışık elliliğe de yol açtığı görülmektedir. Karışık ellilik ise, çocuğun sağ ve sol elini kullanma özelliği, disleksi( okumada öğrenme bozukluğu/özel öğrenme güçlüğü), otizm ve dikkat eksikliği gibi nörogelişimsel sorunlarla bağdaştırılmaktadır.

Akıllı, iyi eğitimli bazı anneler, çocukları için çok yüksek başarı ölçütleri geliştirip yüksek beklentiler içine girebilir, hatta zaman zaman bebeklikten itibaren çocukları ile yabancı dille konuşabilirler. Oysaki annenin bebeği ile bebekle iletişim kurması, onun mırıldanmalarına VE agucuklarına ana dilde yanıt vermesi anne-bebek ilişkisini kuvvetlendirmektedir. Çocukların bir yabancı dili kavraması zaten kolaydır. Ancak ana dil ile ilgili bu gerçeği önemsemeyen anneler, doğumdan itibaren bebekleri ile yabancı bir dil ile iletişim kurarak çocuğuyla kuracağı duygusal ilişkiyi zedelemektedir.

Bu tarz hırsları olan anneler, çocuk okul öncesi eğitim alacak döneme geldiğinde ise alternatifleri incelerken de çocuğun kişisel ya da gelişimsel özelliklerini ilk sıraya koymadan, eğitim hedefleri yüksek olan okul öncesi kurumları tercih ederler. Annesinden ilk kez ayrılan bir çocuk için güvenli ayrılma dönemi kritik önem taşır ve çocuk için önemli olan yüzme havuzları, spor kompleksleri ile çevrili bir okul değil annesine yakın olduğunu bildiği bir kurumda olmak önemlidir. Çünkü, çocuğun okul öncesi dönemindeki eğitimde amaç öncelikle çocuğun sosyalleşebilmesi, yaşıtları ile paylaşımlarının artması ve anneden güvenli ayrılmanın sağlanmasıdır. Bu uyum ve dengeyi okul öncesi eğitim sayesinde elde eden çocuk, ilerleyen yıllarda akademik başarısını da artarak devam ettirecektir.

Hırslı anneler çocukları için aynı anda pek çok alanda plan yaparken, çocuktan da pek çok alanda başarılı olmasını beklerler: İyi bir okul kazansın, sanatta da sporda da başarılı olsun, hem İngilizce hem Fransızca bilsin, kitap kurdu olsun, ata binsin, büyüyünce de doktor olsun.. Çocuklar adında aileler özellikle de anneler tarafından yapılan bu plan, çocukları sürekli bir koşturmaca ve telaşın içine sokmaktadır. Sonuç olarak da çocukların, büyük bir kısmı gerçek yeteneklerini keşfedememekte ve yanlış yönlendirildikleri için de başarısız olmakta ve kendilerine şu yakıştırmayı yapmaktadırlar: ‘Ben başarısızım!’ Bu özgüven sorununu çocuk, yetişkinliğine de taşır.

En sık görülen ve hırslı anne modelini ortaya çıkaran durum ise, annenin evliliğinin sorunlu olması ya da boşanma gibi travmalar sebebi ile çocuğunu hayatının merkezine koymuş olmasıdır. Anne herşeyi çocuğu ile birlikte ve onun için yapar. Çocuk, adeta annenin hayat arkadaşı olmuştur. Eşi ile evliliğinde mutsuz olan kadın, adeta çocuğu ile yeniden evlenir. Bu durumda da çocuğun elde ettiği her başarı kadının başarısı, karşılaştığı her başarısızlık ise kadının başarısızlığıdır.

Hırslı annelerin psikolojik yapıları ele alındığında, kimisinin iyi eğitim gördükleri için, kimilerinin ise kendi yaşamlarında eksikliğini hissettikleri, elde edemedikleri şartlar nedeni ile bu karaktere büründüklerini söyleyebiliriz. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde yarım kalmış, bitmemiş işlerinin hepsini çocuklarının üzerinden tamamlamaya ve böylelikle ödünlemeye çalışırlar. Bu hırslar o kadar yoğun bir hale gelir ki kendi hırslarından çocuklarının yetenek, beceri, ilgi ve isteklerini önemseme gereği duymazlar.

Bu tip annelerin çocukları zaman içinde annenin ‘istediği’ noktaya gelmiş olsa bile kendi içinde mutlu olabildiklerini söylemek mümkün olmaz. Tek kriterin sosyo-ekonomik başarı olduğu aile ortamlarında yetişen çocukların ilerleyen safhalarda, çok başarılı işlere imza atsalar da yaşadıkları duygusal boşluğu doldurmaları zor olabilir.


Paylaş.

About Author

Aile danışmanı. İletişim ve sosyoloji eğitiminden sonra psikoloji eğitimi alıp aile ve çocuk psikolojisi üzerine çalışmaya başladı. Üç kız ve bir erkek çocuk annesi. Sakarya'da yaşıyor.

Comments are closed.