Herkesin Bir Adası Olmalı

0

Yunan adaları her yazın konu başlığı, özellikle son dört beş yıldır.
Tüm harcamanın avro bazında yapıldığı, son derece çorak ve zaten bize de kıyısı olan Ege Denizi’nde yer alan bu adalar neden gündemde?

Niyetim aslında, imkan bulup yapabildiğim adalar turunu yazmaktı. (Bununla ilgili detaylı bilgi isteyenler olursa direkt mesaj atabilirler zira sırt çantasıyla yaptığım spontan bir turun detaylarını paylaşmaktan keyif duyarım. selen@selenservi.com)

Kos

Kos

Bu turu yazmak yerine adalarda neyin, neden bizi çekmekte olduğunu yazmak istedim. Elbette son derece öznel tespitlerle…

fotoğraf 1 (3)

İlk kez adalara 2001 yılında gitmiştim; o dönem Nisiros, Simi, Kos ve Rodos’u görüp özellikle küçük ve daha iptidai kalmış olan Nisiros’u çok beğenmiştim. O zaman bunca revaçta olmayan Simi masal dünyası hissini vermişti.

Bu yıl da üç güne sığdırdığım on iki adalardan Kos, Kalymnos ve Leros’u gördüm.

fotoğraf 3 (2)

Aradan geçen onüç yılda farkı yaratan adalar mıydı, ben mi yoksa Türkiye’nin hali mi?

Gidebilen herkesin birkaç beğeni sebebi vardır. Mavisi, beyazı, suyu, salatası, havası ve elbette “tatil kafası”.

fotoğraf 2 (1)

Kendi gözlemlerimden yola çıkarak fark yaratan özellikleri şöyle sıralayabilirim.

Temizlik
Kesinlikle ilk gözüme çarpan şey girdiğim her tuvaletin temiz olması. Feribotta da ortalama bir kahvede de lüks restoranda da… Yok, öyle süslü püslü olduğundan değil “temiz” olduğundan bahsediyorum. Farkındasınızdır belki, bizde bazı benzin istasyonları tuvaletlerinin temizliğini reklam malzemesi yapıyor. Yani o kadar önemli ve bir o kadar da eksik bir yanımız.

Leros’ta Koulouki koyu denize girmek için güzel yerlerden biri. Bu küçük koyda, demir atmış tekneler ve taşlı bir sahil var. Gelenler ya havlusunu yere seriyor ya bir taş bulup oturuyor. Kalabalık değil. Belli ki köyün delisi de efendisi de ordan girebiliyor. “Blush” -son üç dört yılın moda yaz içkisi- ve “beach party” yok! Suyunu, yiyeceğini yanında getiriyorsun.

Koulouki Koyu

Koulouki Koyu

Koulouki Koyu

Koulouki Koyu

Gelenler yediler içtiler, çocuklarını doyurdular. Herkes gittikten sonra sahilde birkaç izmarit ve bir dondurma ambalajı vardı sadece. Var olan büyük çöp kutusu da ağzına kadar doluydu. Hani İstanbul’un sahil şeridinde, parklarda pazar mangalı yapıldıktan sonra akşam gördüğümüz derbederlik var ya, işte o asla yok.
Eminim bizim kadar “titiz” değiller. Yine de sadece evini ve kendini temiz tutup çevre bilincinden payını çok az almış bir kalabalık da değil Yunan halkı. Acaba eğitim mi?

Tevazu
Simi, Santorini, Mykanos sanırım bu söyleyeceklerimin dışındadır, basından gördüğüm kadarıyla. Yine de kendi ziyaret ettiğim adalardan yola çıkacak olursam, en ala plajın 5 avro (15 tl) karşılığı iki şezlong bir şemsiye vermesi son derece mütevazı bir ücretlendirme.
Elbette pahalı yerler var ama fiyatlar arası uçurum da yok. Kos limanının karşısında sıralanmış “turistik” restoranları bu yorumun dışında tutuyorum.

Kos

Kos

Halk plajları oldukça eski şezlong ve şemsiyelerle bezenmiş. Malzemesi ahşap, saz…

Kalymnos

Kalymnos

Mağazada, kahvede, markette insan ilişkilerinde laubaliliğe pek rastlamıyorsunuz. Güleryüz işin zaten parçası.

Kos Antik Kenti

Kos Antik Kenti

Bisiklet yolları ve onlarca bisikletli de bence tevazunun bir parçası.

Kos

Kos

Tevazu, kendini bütünün bir parçası olarak algılamaktan başka bir şey değil aslında.

Alkol
Savım odur ki yasakla baskılanmayan herşey keyif haline geliyor. Aksi takdirde bir yasak delme hırsıyla karışıyor. O zaman şişenin dibini görme yarışı ve kabak çiçeği gibi açılan egolar:)

 

fotoğraf 5 (2)
İsteyenin içtiği isteyenin içmediği, yargıdan muaf hayatlar. Bunun herşeye yansıdığı aşikar; ilişkilere, algılara, sohbetlere.
Özgürlüğü rakıya hapseden zihniyetten yana değilim. Sadece, bütün “öteki” yaşamlara saygının bir sembolü olarak seçiyorum alkol başlığını.
Adaların keyfini buna da bağlıyorum.

Kadın
Leros’ta taksi şoförleri önemli oranda kadın, Kos’ta kadın balıkçılar…

kos1
Kadının belli mesleklere sıkıştırılmadığı ülkeler çok şey söyler bana. Kadının var olduğunu gösterir. Bu da içinde sevgi ve saygıyı barındırır. Bütüne saygıyı gösterir.

Nüfus
Tabii ki Yunanistan nüfusunun görece azlığı en önemli sebep. 1920lerde nerdeyse eşit olan Yunanistan Türkiye nüfusu bugün 11 milyon’a 78 milyon. Ne denir?
Bir yandan da adalar Türkiye’den gelenlere çok şey borçlu zira ekonomiye ciddi katkımız var son yıllarda. Sokaklarda sıkça türkçe duyuyorsunuz. O kadar kalabalığız ki her yere “yetiyoruz”:)

Kos

Kos

Karşılaştırma elbette bu kadar az kriterle yapılamaz ama bunlar ilk gözüme çarpanlardı. “Sen gezmene bak sana ne bunlardan” demeniz de mümkün ama yazdım bir kere;)

Adalarda 70’ler 80’ler Türkiyesi’ne benzeyen bir genel yaz hali algıladığımız aşikar. Eski Çınarcık, eski Çeşme, eski Bodrum… Belki belli bir yaş grubuna sempatik gelen de bu.

Kendi ülkemizde her yeri moda yapıp canına okuyan da biziz, şikayet edip kaçan da.
Bilinçsiz mavi yolculuklarla koyların geldiği hal, Kapadokyada 20 yıl önce bir tane iken şimdi her sabah yükselen onlarca balon… Ekolojik denge bozulmuyor olabilir mi?

Bu konuda Alaçatı şahane örnektir bence. O şirin köy bir anda gözde, “zengin”, tatil beldesi oldu. Herşey ateş pahası. Eskiden keşfedenin bildiği yer son on yıldır, çarşısı tıkış tıkış bir yer haline geldi. İzmirliler herşeyin pahalılanmasına sebep olduğu için İstanbullulara pek kızarlar. Ama bir yandan da orada evi olanların evleri en az 10 misli değerlenir, ürünlerini dünya paraya satarlar ve para kazanırlar, gözde markaların hepsi orayı tasarım cennetine dönüştürür.

Bir yanda çok para bir yanda çok şikayet. Tercihlerini bundan yana kullanmayıp Alaçatı’yı koruyabilirlerdi belki ama öyle olmadı.

Para arzusu çevre bilincinin, insana saygının, temizliğin önüne geçmese keşke. İstanbul’da inşaatın çok arttığından şikayet edip yüksek katlı sitelerde oturmasak keşke.

Temiz olacağız diye onca kimyasal ürünle toprağı boğmasak keşke.
Ama bunca hızlı “çoğalırken” bazı şeyler güçleşiyor.

Herkesin, hepimizin, bunları oturup değerlendirdiği, kendi tercihleriyle yüzleştiği bir adası olmalı mutlaka; ister içinde ister bir denizin ortasında.

 


Paylaş.

About Author

Doğdu, büyüdü, okudu, çalıştı. Hayaller kurdu. Her şeyi bırakıp peşinden gitti. Müziği seçti. Şarkı söylemeyi iş edindi. Yazmayı sevdi, paylaşmayı. Hayata dokunmayı... Her yaşta yeni bir şey daha ekledi kendine, yük olanları attı. Köktü kanattı birbirine karıştı. Çünkü hayat yaşandığı kadardı.

Comments are closed.