Bir Şarkının Yolculuğu

0

Radyoda duyduğun bir şarkıya  “olmuş, olmamış” deyiverenlerden misin?

Aslında sadece şarkıya da değil herhangi bir şeye, hızla yargıda bulunanlardan mısın?

Kim bu soruya “kesinlikle hayır” diyebilir ki. Bir yanımızda oturuyor yargı makamı.

Ego capcanlı bir yerlerde.

Her iş elbet öyledir ama bazı meslek grupları yargıya/eleştiriye biraz daha yakındır. Herkes “bilir” çünkü. Aşçılık, şarkıcılık, imaj danışmanlığı…

Gerçi ürünü ne kadar geniş kitleye sunmayı hedeflersen o kadar hedef olursun.

Bir yandan da alınan her tepki tepkisizlikten iyidir der yürürsün.

Bunca çelişik ifadeden sonra:) kendi sektörümü anlatmak niyetim.

fotoğraf 3

Daha doğrusu bir şarkı radyoya gelene kadar ne aşamalardan geçiyor anlatasım geldi.

Sadece kendi deneyimimden yola çıkarak anlatabilirim. Mümkün mertebe sadeleştirerek…

Ürettiğimiz şarkıların beğenilmesini isteriz. En umursamayanında bile bu vardır.

Yaratıcı insan şöhret istemez belki ama kendi ölçülerinde beğenilsin ister.

Sahnede daha çok talep görmek, daha çok konser vermek, özel davetlerde aranan isim

olmak, şarkıları talep gören biri olmak… Bunun için daha çok tanınmak gerekir.

Sahneye çıkmak “beni sevin, beğenin” haykırışının en aleni halidir. Gerçi bir başka boyutta “bilgi transferi” olduğu da tartışılıyor ki ben bu tartışmaya burada girmeyeceğim.

Diyelim şarkıcı olarak yeni bir şarkı yapmak ve tanıtmak istediniz, daha çok insana sesinizi duyurmak.

İlk iş o herkesçe malum “şarkı”yı bulmak gerekir. Tutacak, patlayacak, radyolar çalacak, televizyonlarda klibi dönecek. Yok öyle bir şey! Aslında akılda kalacak şarkının bir matematiği var tabii ama o da herkesin üzerine oturmuyor işte ya da bazılarımız onu giymek istemiyor.

Devam edelim.

O “şarkı”yı siz yapmıyorsanız yapan birinin peşinde koşuyorsunuz. Bütçeniz yettiğince.

Burada fiyatlar çok değişken. Şarkıları ünlenmiş bir besteci ile çalışmak isterseniz başka, henüz bilinmedik bir isimden şarkı aldıysanız başka. Bazen güzel dostlarınız oluyor ve şarkıyı hediye ediyorlar, o bambaşka.

Eğer yatırımı sizin adınıza yapan bir prodüktörünüz var ise ne ala, iş bir nebze kolay ama kendiniz yapmak durumundaysanız kazandığınız para kadar yatırım yapabiliyorsunuz. Zaman zaman bunu aşıyorsunuz, borçlanıyorsunuz, uykularınız kaçıyor. Özetle tüm riski üstleniyorsunuz.

Diyelim gönlünüze uygun bir şarkı buldunuz, aldınız, şarkı sizde. Geldik ikinci adıma. Bu şarkının aranje edilmesi lazım.  Ne çaldırılacak, nasıl çaldırılacak? Yani o duyduğunuz davuldan kemana, üflemelilerden yaylılara hangi enstrümanın olacağına,  şarkının formuna biri karar verecek. Kim? Aranjör.

fotoğraf 1

Aranjör Cihan Sezer’le stüdyo çalışması

İyi bir aranjör en kötü şarkıyı vezir eder, o kadar söyleyeyim. Tersi de mümkün tabii:)

Bu süreçte en önemli harcama kalemi budur.

Müzisyenin para kazandığı alanlardan biri de budur ve hakkı kesinlikle verilmelidir. Kabaca, canlı çaldırmalar dahil, şarkı başına üçbin ile onüçbin arasında değişen bir kalemden bahsediyorum. Bir aranjör o kadar alır mı demeyin. Burada da fiyat-şöhret bağlantısı var tabii:) Biliriz ki en pahalısı en iyisi demek değil -her alanda olduğu gibi- ama tanıtım için faydası olur mu olur.

Bazı aranjörlerin de şarkıcılar gibi kendini neden bu kadar meşhur etmeye çalıştığını anlıyorsunuz değil mi? Marka değerim artsın, talep artsın, fiyat artsın! Yaşasın (mı) kapitalizm!

fotoğraf

Ardından gelsin şarkının söylenmesi. Sahnede yakaladığınız enerji geçsin diye o dört duvar stüdyoda halden hale girersiniz. Bir de kendi olmaktan uzaklaşır ki insan, mutlaka biri uyarmalı. Zira içerde bir yerde hep “dinleyen nasıl bulacak, böyle mi söylemeli, öyle mi söylemeli” diyalogları. Her dakika konuşurken söylediğiniz “bakar mısınız” cümlesi olabileceği en yapay haliyle çıkar ağzınızdan. Sonra bundan sıyrılmanız için elbirliği ile çalışan birkaç güvenilir insan müdahale eder. Burada aranjörünüzün kim olduğu, tavrı, tarzı, işi ne kadar sahiplendiği çok önemli. Müdahalelere açık olmalı, esnemeli şarkıcı ama her sese kulak verirse maymun olma ihtimali de var:) Çünkü bu işi “bilen” de çok karışan da.

Şarkının çalınması söylenmesi bitince, tüm kayıt kanallarının dengelenmesi için “mixing” işlemi, ardından da bir nevi son ütücü diyeceğimiz “mastering” çalışması gelir.

Şarkı bitmiştir, içinize sinmiştir,  eğer hala ona yabancılaşmadıysanız:) heyecan başlamıştır.

İşin prodüktörü iseniz ki benim için durum bu, şarkının eser işletme belgesinin alınarak resmiyet kazanması lazım. Yasal bir prosedür.

Prodüktör dediğime bakmayın, yatırımını kendi yapan ve yasal prosedürü kendi şirketi üzerinden halleden şarkıcıyı tanımlıyorum aslında.

Tanıdığım birçok şarkıcı/müzisyen var kendi işini kendi yapmak için emek veren. Zira böyle olunca biraz da sektördeki özgürlüğünüzü satın alıyorsunuz.

Sizin adınıza yatırım yapan bir prodüktörün de sağladığı farklı avantajlar var.

Herkes, içsel bir kar-zarar tablosu ile alıyor kararını, bilerek ya da bilmeyerek.

Artık ihtiyacınız hangisiyse, o yoldan götürüyor hayat.

Herşeyde olduğu gibi bu işte de deneyim esas. Beklentiniz değişiyor, bakışınız değişiyor, işbirliği şekliniz değişiyor.

Bu cümle bu durumu harika açıklıyor “deneyim kazandıysanız  zaman kaybetmemişsinizdir”.

Dönelim şarkıya.

Şarkının kartonete basılıp dağıtımının yapılması bir süreç, dijital platformda satışa çıkması başka bir süreç. Tüm bu aşamalarda tabii ki iş ortaklarımız var. Herşeyi yapabilmek ne mümkün ne doğru.

Veeee en önemli aşamaya geliyoruz ki eğer yatırımınızı doğru planlayabildiyseniz ne ala, uzun ve zorlu bir kısmına geldiniz “tanıtım”. Gerçeklerle yüzleşme, heyecanın dizginlendiği, sabrın telaşın önüne geçtiği zamanlar…

Basmakalıp tanıtım yöntemlerinin kazanında eriyebilirsiniz de. Akıllı yaratıcı partnerlerle  bir miktar daha tanınabilirsiniz de. Aslında çok şey sizin beklentinizle şekilleniyor ya da yıkılıyor:)

Bahsettiğim tüm bu süreçler bir şarkı için, en iyi ihtimalle on-onbeşbin lirayı ve dört ayınızı gözden çıkarmanız anlamına geliyor.

Şarkı başına maaliyeti düşürmenin ya da arttırmanın çok kriteri var tabii. Tanıtım gibi bazı sabit maaliyetlerin, daha çok şarkı yaparak birime daha az yansımasını sağlayabilirsiniz. Klibe filan girmiyorum bile:)

iskender-paydas

Selen Servi ilk albümü Göze Aldım için aranjör İskender Paydaş ile çalıştı

Buradaki her paragraf kendi içinde ikilemleri, karşıtlıkları barındırıyor. Tabii ki her durum kendi özelinde yaşanıyor. Yazarken, benim içimdeki aksi görüşlerim de sesleniyor.

Neden yazdım?

Bilmeyenler vardır diye… Çöpe atmadan altındaki emeği hatırlatayım diye. Bu işin banyoda söylemek gibi bir şey olmadığını söyleyeyim diye.

“Aman canım alt tarafı şarkı” işte diyen birkaç kişinin fikrini değiştirsem kardır diye.

Her iş alkışlanmalı demiyorum elbet ama “olmuş, olmamış” demek için birkaç nefes alın en azından. Ben de öyle yapıyorum.

Bir de şunu biliyorum, herhangi bir şey üreten, beğeniye sunan insanın daha az eleştirdiğini. Bazılarınınsa eleştirmekten üretmeye vakit bulamadıklarını.

Biliyorum birileri de bu hizmet için yeryüzünde, “eleştirmek”.

Ezcümle, elimizden gelen budur, vazgeçersek yolculuğa ayıp olur:)

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=yeLipxcBba0]

Selen Servi – İlk Adım (Aranjör Aidan Love)

 


Paylaş.

About Author

Doğdu, büyüdü, okudu, çalıştı. Hayaller kurdu. Her şeyi bırakıp peşinden gitti. Müziği seçti. Şarkı söylemeyi iş edindi. Yazmayı sevdi, paylaşmayı. Hayata dokunmayı... Her yaşta yeni bir şey daha ekledi kendine, yük olanları attı. Köktü kanattı birbirine karıştı. Çünkü hayat yaşandığı kadardı.

Comments are closed.