Eleştiri

0

Bugünkü konum Eleştiri… hepimizin en çok haşir neşir olduğu, ama ne olduğu, nasıl olması gerektiği konusunda en ufak bir fikrimizin olmadığı acayip bir şey bence eleştiri. Kimi insanların, kimilerini yerin dibine sokarken ya da bazı insanların bazılarını yüceltirken kullandıklarını iddia ettikleri çok amaçlı kullanıma uygun -iki tarafı keskin bıçak gibi bir araç. Eleştiriyi bazen saldırı amacıyla bir araç olarak kullanıyoruz… bazen de karşımızdaki muhatabımızı onore etmek için…

Kimileri de hastalık diyor. Eleştiri hastalığı. Eleştiri hastası. Başka tabirler de var mesela “eleştiriye açık insan” ya da kişi aşmışsa kendini bu tip insanlara da “her türlü eleştiriye açık insan” denir. Hele bir de olumlu-olumsuz ikilisi var evlere şenlik. Araplar tenkit diyor. İngilizler criticize. Biz de eleştiri demişiz.

Peki sizce başkalarını eleştirmek bizim güvensizlik düzeyimizi yansıtır mı? Eğer kendimizi kabul edemezsek, diğer insanları, onların zayıflıklarını ve hatalarını da kabul edemeyiz. Kendimize ne kadar az güvenirsek, başkalarında o kadar çok kusur ararız. Eleştiri zaman zaman kendi kusurlarımıza özür bulmanın bir yoludur. Kendimizi başkalarını tenkit ederek haklı çıkarırız, Bir bakıma “Ben o kadar kötü değilim, birde ona bak o benden daha kötü” deriz.

Aslında eleştiri / eleştirel düşünme tarzı / eleştirel bakış açısı dediğimiz şeyler, biz daha çocukken bize öğretilen rekabet sisteminin bir parçası olarak, başarıya erişmek için kendimizi başkalarıyla mukayese etmek, her şeyi ve herkesi yargılamakla başlamış olmuyor mu? Hep bir karşılaştırma ve bu karşılaştırma sonucunda birileriyle kendimizi kıyaslama ve sonucunda da kendi başarımızı diğer insanlardan fazla nelere sahip olduğumuzu ve neler yaptığımızı ölçerek değerlendirmeyi öğrenmedik mi?

Diğer insanları genellikle kendimizi daha güvenli hissetmek için eleştiririz. Onları kusursuz olmadıkları için yargılamak ve zaaflarına odaklanmak kendi davranışlarımıza bakmaktan daha kolay gelir. Ayrıca, bunu zaten herkes yapar, başkalarını eleştirmek insan iletişiminin sıradan ve genellikle ilginç, bir parçasıdır. Söze “Size neler yaptığımı anlatayım” diye başlamak ilgi dolu bir dinleyici kitlesini garantiler. Dedikodu da bir dereceye kadar tenkit ve yargıya dayanmıyor mu?

Kendi hatalarımızdan ziyade başkalarınınkilere odaklanmak rahatlamamızı sağlıyor ve güvensizliklerimizi azaltıyor gibi görünse de, yargılamanın sorunu çözümün çok kısa süreli olmasındadır. Bir süre sonra, biz başkaları hakkında tüm bu olumsuzlukları konuştuğumuza göre, onların bizim hakkımızda kim bilir neler konuştuklarım düşünmeye başlarız. Yargı ve eleştiriden muaf olmadığımızı anladığımız an, güvensizliklerimiz artar, savunma mekanizmamız devreye girer ve daha da eleştirici ve yargılayıcı oluruz.

Olumsuz döngü daha da kısırlaşır biz daha da güvensizleşiriz ve Zayıf Ego kontrolü tümüyle ele alır. Başkalarını yargılamak, haklarında kötü şeyler söylemek, aşağılama, dedikodu yapmak, mukayese etmek ve olumsuz olmak cesaret kırıcı bir ortam yaratır. Hiç kimse cesaret kırıcı insanların çevresinde uzun süre kalmak istemez. Ayrıca kendimizi aşağılamak, kıyaslamak, herkesten aşağı bulmak, başkalarını yüceltip, kendimizi kötü göstermek de yargılamaktır ama bu sefer kendimizi eleştiririz ve güvensizliğimizi ortaya dökeriz. Kendi cesaretimizi kırarız. Hem kendimizin hem de başkalarının cesaretini kırmak insan ruhuna yapılabilecek en yıkıcı davranışlardan biridir.

Eleştirinin Tarihi

Eleştiri bize Tanzimat hareketinin getirdiği yeniliklerden biri. Sürekli eleştiririz, bu böyle olmasaydı da şöyle olsaydı, böyle olması iyi değil keşke şöyle olsaydı gibi. Sözlü olarak belki ilk insanlardan beri süregelmiş ama yazının icadından sonra söz düzeyinden yazı düzeyine çıktı. Ve bu, insanda var olan başıboş eleştiriyi sistemleştirerek ona bir kimlik kazandırdı. Bilhassa yazılı kültürün batıda hızla gelişmesine paralel olarak eleştiride gelişti. 18. ve 19. yüzyıllarda edebiyat akımları arasında önemli bir yere sahip oldu ama edebiyatta bir tür olarak belirlenmesi ise 19. yüzyılın ortalarında kendini eleştirmen olarak ortaya koyan ve eleştirinin kurallarını belirleyen Sainte – Beuve sayesinde oldu.

İnsanların hislerini, beğenisini veya beğenmeyişini dile getirmeyi eleştiri üstlendi tarih boyu.   Eleştirinin ne olduğu konusuna gelince, bu konuda farklı tanımlar var, bir kaçını verirsek sanırım eleştirinin ne olduğu konusunda bir fikir sahibi olabiliriz;

 

“Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle inceleyip açıklamak, anlaşılmasını sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü, tenkit, kritik.“

 

* “Bir sanat eserinin (roman, hikaye, şiir, resim ..vb. gibi) yapısı, özü, başarılı ve başarısız yönleri üzerinde yapılmış inceleme yazılarına eleştirme denir.“

 

* “ Günümüzde ve geçmişte eleştiri tanımları arasında farklılıklar olmuştur. Tanımlar kargaşası içinde,-Gerçek eleştiri nedir ve nasıl olmalıdır?-sorularına yanıt arama sürecektir. Çünkü, eleştiri bir bilim değildir. Böyle olunca da duygusallık ve çıkar çatışmaları her zaman eleştiriyi boşlukta bırakmaya tutsak edecektir. Bilim, anlamları inceler; eleştiri ise anlam üretir ve bilimle okuma arasında yer alır.“

 

* “Eleştiri önemsemenin ve önemsenmenin kanıtıdır.“

 

Dikkat edilirse değersiz yönlerin yanı sıra değerli yönlerde irdelenir yani sadece olumsuzluklara odaklanma yok. Günümüz eleştiri anlayışının bence en büyük sıkıntılarından biri bu. Olumlu eleştiri-olumsuz eleştiri gibi tabirler -ki bence son derece komik tabirlerdir- bu yüzden ortalıkta dolanırlar. Bence eleştiri sözcüğünün başına “olumlu ya da “olumsuz gibi sıfatlar getirmek bu olguyu baştan katletmek demektir.

 

Eleştiri, Cahit Tanyol’un belirttiği gibi “…bir önemsenmenin kanıtıdır. Siz bir eleştiriye olumsuz derseniz size yöneltilen eleştiriyi yani aynı zamanda sizi önemsemeyi de olumsuzlamış olursunuz. Bir nevi önemsizliğinizi kabul etmiş olursunuz. Yani hemen hemen her insan önemsenmeyi bekler. Bekler ama beklerken da aldığı eleştirilere işine gelmediği zaman olumsuz damgasını yapıştırarak kendi önemsizliği ilan eder.

 

Eleştiri olumsuz olamaz, eleştiri yıkıcı olamaz. Amacı iyiye, güzele, doğruya ulaşmak olan bir uğraş nasıl olur da yıkıcı diye nitelendirilebilir. Eleştirilen kişinin hesabına gelmiyorsa eleştirilmek, o eleştiri yıkıcıdır, olumsuzdur, kasıtlıdır vs. Ama tabi burada unutulmaması gereken bir durum var. Her değerlendirme, bazen sataşma-hakaret şekline dönüşen her yorum vb. durumlarla eleştiri arasına da bir sınır koymak lazım.

 

Eleştiri eksiklerin ortaya çıkarılması olmamalı, eksiklerin tamamlanmasına yardımcı olmalı. Eleştiri yapılırken kesinlikle peşin hükümlü olmamalı, çok yönlü ve objektif olunabilmelidir.

 

Hangisi makul sizce, ön yargılı davranıp okumayan ya da şüpheyle okuyan mı yoksa hiç sorgulamadan yargısız okuyanlar mı?

 

Hangisi olması gereken “eleştirel bakış açısı sizce?

 

Hepinize güzel günler dilerim.

 

Sevgiler


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.