Sakinler de Kazanır!

0

Bugün sizlere bir kitap önereceğim ve bu kitaptan küçük bir bölüm paylaşacağım… Kitabın adı, Sakinlerde Kazanır, Konuşmayan Duramayan Bir Dünyada İçedönüklerin Gücü. Kitabın yazarı Susan Cain. Kitabın özünde anlatılmak istenen, gürültücü kalabalığa inat içedönük insanlar da güçlüdür, sakin kalabilen insanların da bir hikayesi vardır ve hatta belki sakinliğin daha çok başarıyı getirebileceğini anlatan çok güzel, çok anlamlı bir kitap.

Kitap diyor ki; dışadönüklük, muazzam cazip bir kişilik tarzı ama buna ayak uydurmak zorunda olduğumuz baskıcı bir standarda dönüştürdük. Oysa sakinler olmasaydı, dünya acaba nelerden mahrum kalırdı? Bazı fikirler yaratıcılarının sakinliğine rağmen değil, sakinlikleri sayesinde hayat buluyor. Okumanızı tavsiye ederim.

Ben sizinle kitaptan bir bölüm paylaşmak istiyorum.

Mizacın Kuzeyi ve Güneyi

Alabama, Montgomery, 1 Aralık 1955. Akşamın ilk saatleri. Bir halk otobüsü durağa yaklaşır ve sade giyimli, kırklarında bir kadın otobüse biner. Bütün bir günü Montgomery Fair Mağazasının karanlık bodrum katındaki terzide bir ütü masasının üzerine eğilmiş halde geçirmiş olmasına rağmen dimdik durmaktadır.  Ayakları şişmiş, omuzları ağrımaktadır. Zenciler bölümünün ilk sırasına oturur ve sessizce otobüsün yolcularla dolmasını izler. Ta ki Şöför, yerini beyaz bir yolcuya vermesini emredinceye kadar.

Kadının ağzından, 20. YY’ın en önemli vatandaşlık hakkı protestolarından birini ateşleyen bir kelime: Amerika’nın benliğinin daha üstün yönlerini bulmasına yardım eden bir kelime çıkar. O kelime HAYIR’dır. Şöför onu tutuklamakla tehdit eder. Buyurun, tutuklatın, der Rosa Parks. ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Rosa_Parks )

Bir polis memuru gelir. Parks’a neden yerini değiştirmediğini sorar. Neden hepimizi itip kakıyorsunuz, diye cevap verir sadece. Bilmiyorum, der polis. Ama kanun kanundur ve sen de tutuklusun.

Yapılan duruşmayla kamu düzenini bozduğu kararının verildiği öğleden sonra, Montgomery Kalkındırma Derneği, şehrin en yoksul kesimindeki Holt Street Baptist Kilisesi’nde Parks için bir gösteri düzenler. 5000 kişi, Parks’ın yürekliliğini desteklemek için bir araya gelir. Oturacak yer kalmayıncaya kadar kiliseye doluşurlar. Geri kalanlar dışarıda hoparlörleri dinleyerek sabırla bekler. Muhterem Martin Luther King Jr. kalabalığa seslenir. Onlara, zulmün demirden ayağının altında ezilmenin insanların canına tak ettiği bir an gelir, der. Parks’ın cesaretini över ve onu kucaklar. Parks ise sessizce durur, varlığı bile kalabalığı heyecanlandırmaya yeter. Dernek, şehir çapında 381 gün süren bir otobüs boykotu başlatır. İnsanlar işe gitmek için kilometrelerce yolu zar zor yürür. Tanımadıkları insanlarla arabalarını paylaşırlar. Amerikan tarihinin akışını değiştirirler. (Yıl 1955 dikkatinizi çekiyorum!)

Rosa Parks’ı her zaman cesur ve haşmetli bir kadın, bir otobüs dolusu ters ters bakan yolcuya göğüs gerebilen biri olarak hayal etmiştim. Ama 2005’te 92 yaşında öldüğünde, hakkında çıkan başsağlığı ilanlarında ondan alçak sesle konuşan, sevimli ve ufak tefek biri olarak bahsediliyordu. Çekingen ve utangaç olduğu ama bir aslanın cesaretini taşıdığı söyleniyordu. Yazılar, radikal bir tevazu ve sessiz yüreklilik gibi tabirlerle doluydu. Bu tarifler dolaylı olarak, sessiz ve yürekli olmak ne anlama gelir?  Diye soruyordu. Nasıl utangaç ve cesur biri olabiliyordu?

Parks’ın kendisi de bu paradoksun farkında görünüyordu; otobiyografisine Sessiz Güç adını vermişti; bizi varsayımlarımızı sorgulamak zorunda bırakan bir isim. Sessizler neden güçlü olmasın? VE sessiz ondan ummadığımız daha başka neler yapabilir?


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.