Sanatçının Yolu 2

1

Julia Cameron’un “Sanatçının Yolu” kitabını, kendi deneyimlerimle harmanlayarak yazmaya başlamıştım geçen ay.

Bu ilk yazıda, bizi sanatçı olmaktan alıkoyan yargılama/eleştirme üzerinde durmuştuk, eleştirmekten adım atamadığımızın.

Kitaba devam edelim.

“Yaşamımızın herhangi bir alanında tıkanıklık yaşıyorsak bu, böyle kendimizi daha güvende hissettiğimiz içindir. Mutlu olmayabiliriz ama hiç olmazsa ne olduğumuzu biliyoruz, mutsuz. Yaratıcılık korkusu çoğunlukla, bilinmeyene duyduğumuz korkudan kaynaklanır. Böylece ne olacağını keşfetmektense tıkanıklığı sürdürmeye karar veriririz.”

Aslında ne kadar anlaşılmaz bir o kadar da anlaşılır bir durum. Nasreddin Hoca yaklaşımı gibi, herkes haklı baktığı yerden:)

Yine de kendi adıma mutlu olma isteğinin önemli bir kriter olduğunu biliyorum.

Tamam, konfor alanından çıkmak zorunda değiliz ama o sınırlar içinde kalmayı seçen benim deyip şikayet etmekten uzak durabiliriz.

Çıkmak istiyorsak da yeni durumun/yerin hayalini kurarak başlayabiliriz.Hayal kurmayı pek severim ama sürekli hayal içinde olup adım atmayanlara da pek saygı duymuyorum. Misal, olduğu yerin dışında bir yerde yaşamak isteyenler…

“Ay şu sahil kasabasına yerleşsek” diye başlayan  “ama şartlar” diye biten nice sohbetler biliriz. Kendimiz de dahil:)

Bazı insanlar tanırım, tanıdığım günden beri şartlarının “gitme”ye uygun olmadığından yakınır. Zaman içinde o şartlar sürekli değişir üstelik. Az kazanırken gidemez para kazanmalıdır. Daha çok kazanır, yine gidemez çünkü evlenir. İki kişi git! Yine gidemez çocuğu olur. E çocuğu orda büyüt! Yok o da olmaz, şartlar…

E şekerim o zaman gitmekten vazgeç. Bu ne kadar tüketici bir durum. Sonunda şu karara varıyorum, o kitle laf olsun diye konuşuyor. İsteğinde ciddi değil. Klişe sohbet başlıklarından biri de bu onlar için. (Belki de onlar bu hayatın anlatıcıları. Onlardan duyan birileri kalkıp harekete geçiyor. Bu da mümkün)

İsteyip de yapmadığımız herşey bizi, yapanları eleştirmeye itiyor.

İçimizdeki sanatçıyı durdururken sadece eleştirel yönümüz iş başında değil elbette.

Bu alanda zihnimize ektiğimiz/ekilen olumsuz inançlar da yolumuzun üzerindeki taşlar.

Kitabın yetmişbirinci sayfası, ektiğimiz olumsuz inançları, sanatçı olma yolunda engel olan taşları şöyle sıralıyor:

Sanatçılar

*sarhoştur

*delidir

*parasızdır

*sorumsuzdur

*yalnızdır

*çok eşlidir

*lanetlidir

*mutsuzdur

*sanatçı doğar.

Mutlaka her birimizin bu listeye ekledikleri vardır ama genel olarak yukarıdaki olumsuz inançlar çoğumuza tanıdıktır.

Bu bahaneler şarkı söyleme yolunu seçmeden önce benim de içimde filizlenmişti.

Ne yalan söyleyeyim, aman bu saatten sonra yapamam derken (hangi saatse o) aslında içten içe korkularım ve onu özenle örten ince bir kibir vardı. İçim can atıyormuş meğer sahneye çıkmaya ama tüm bu olumsuz tohumlar beni savunma mekanizmaları ile yoğurmuş. Yolumdan bir süre alıkoymuş.

Üstelik yukarıda sıralanan yazan durumları herkes zaman zaman yaşayabilir, sanatçı olması şart değil. Parasız, sorumsuz, sarhoş, mutsuz olmak bir bilinç durumudur, meslek değil.

İnanın sanatçı da,

*ayık

*aklıbaşında

*borçlarını ödeyen

*sorumlu

*arkadaş canlısı

*sadık

*kurtarılmış

*mutlu

*keşfedilebilir olabilir.

Kitabın önerilerinden biri de yukarıdaki olumlu inançları, olumsuzların yerine ekmemiz.

“Öz-kuşkunuzun, öz-baltalayıcı davranışlara dönüşmesine izin vermeyin.”

“Zehirli oyun arkadaşları, sanatçımızın gelişmesini allak bullak eder. İyileşmekte olan yaratıcılar olarak bizim için en zehirli oyun arkadaşlarının,yaratıcılıkları hala tıkanmış olan insanlar olduğuna şaşırmamak gerekir. Bizim iyileşmemiz onlar için tehdittir.

Tıkanmışlığımız sırasında, kendimizden söz etmenin küstahlık ve kendine dönüklük olduğuna inandık. Aslında, yaratıcılığımızı tanımayı reddetmek kendine dönüklüktü.

Tıkanmış arkadaşlarınızın iyileşmenizi alkışlamalarını beklemeyin. Bu, bar arkadaşlarınızın sizin ayıklığınızı kutlamalarına benzer. Onlar içmeyi sürdürmek isterken, nasıl böyle birşey yapabilirler? Tıkanmış arkadaşlarınız iyileşmenizden rahatsız olabilirler. Sizin kendi tıkanıklığınızı açıyor olmanız onlar açısından aynı şeyi yapabilmenin ve saha kenarında oturup alaycı yorumlarda bulunmak yerine, sahici yaratıcı riskler almanın huzursuz edici olasılığını ortaya koymak demektir. Arkadaşlarınızın ustalıklı baltalama davranışlarına dikkat edin. Onların iyi niyetli kuşkularına şu anda hiç ihtiyacınız yok. Bu kuşkular sizinkileri de tetikleyebilir. Bencilleştiğinize ve değiştiğinize dair uyarılara karşı tetikte olun. (Bunlar bizim için tehlike işaretleridir. Bunlar bizi kendimizin değil, başka birinin rahatlığı için eski günlere döndürme çabalarıdır.)”

Bu paragrafta yazılan her kelime, konfor alanından çıkıp kendi karanlık gölgeleri ile yüzleşip kucaklaşmaya karar veren  her yolcu için  geçerli. Kendi derinine yolculuk yapanların inzivaya çekilme istekleri ne kadar da anlaşılır geliyor.

Ne kadar az “zehirli arkadaş” o kadar huzur:) Aykut Oğut kitabında bu tarz kişileri “bokyedi başı arkadaşlar” olarak tanımlar ve bence de tam tanımı budur:)

Olumsuz inançlardan da bunları canlı tutan zehirli arkadaşlardan da uzaklaşılacak demek ki ve yerine tazecik dostluklar gelecek, taze inançlar.

Bu hayat benim! Yerine getirmekle yükümlü  olduklarım var.

Üstelik bunlar devletin, toplumun, geleneklerin direktiflerinden çok daha üstün ve kıymetli. Büyük düzen içinde, bütünün parçası olarak…

İçimizdeki sanatçı da o yola yönelmemizi sabırla bekliyor. Hayalimizde canlı tuttuğumuz o “gidilecek yer” sanatçımızın ta kendisidir belki de.

Tebdili mekandaki ferahlığı, kendi içimizdeki sanatçıyı doğurarak yaşamak mümkün.

Kitap da hayat da bu yazı da devam edecek 🙂

Önceki Yazı: Sanatçının Yolu

2 (1)


Paylaş.

About Author

Doğdu, büyüdü, okudu, çalıştı. Hayaller kurdu. Her şeyi bırakıp peşinden gitti. Müziği seçti. Şarkı söylemeyi iş edindi. Yazmayı sevdi, paylaşmayı. Hayata dokunmayı... Her yaşta yeni bir şey daha ekledi kendine, yük olanları attı. Köktü kanattı birbirine karıştı. Çünkü hayat yaşandığı kadardı.

1 Comment

  1. harikulade…her zamanki gibi yolumda ışık saçmaya devam ettin. bok yedi başı arkadaşlardan kurtuluyordum zaten. isimlerini bilmiyordum. bu günün öğretisi de bu oldu. her gün yeni bir bilgi kontenjanına ekledim. sevgilerrrr

Yorum Yapın