Yavaş Güzeldir…

0

Kemal Sayar’ın Yavaşla, Bu Hayattan Bir Defa Geçeceksin adlı kitabını okudukça kendimi bulmaya başladım çünkü pek çok yerde “evet işte bu benim” dedim. Tavsiye ederim alın okuyun…

Kitap parça parça makalelerden oluşuyor, yani bu da demektir ki vaktiniz oldukça açın okuyun. 🙂

Sizinle oradan bir parçayı paylaşmak istiyorum.

Yaptığınız işin en iyisini bir de zamanında yapın, o vakit dağ başında bile olsanız insanlar sizi bulur.

                                                                                                                                     Thomas Brown

YAVAŞ GÜZELDİR

“Her şeyin bir mevsimi var, gökler altında her amacın bir zamanı var” diyor İncil. “Bütün zamanlar birbirine benzemez” diyordu Cervantes.

Günümüzde zamanlar birbirini aynı. Saplantılı bir zaman hastalığı bize zamanın bitmediğini, hiç zaman kalmadığını, acele etmemiz gerektiğini telkin ediyor. Büyüğün küçüğü yendiği bir dünyadan, hızlının yavaşı yuttuğu bir dünyaya doğru ilerliyoruz. Artık hepimiz hız tarikatının müritleriyiz. Ancak bizim başımızı döndüren, bizi sarhoş eden hızın ta kendisi. Suikast ettiğimiz de kendi hayatlarımız.

Zamandan yana sıkışıklık, modern insanın kendisine kurduğu en büyük tuzaklardan birisi. Zaman hastalığı, daha derin, varoluşsal bir hastalığın bir habercisi. Tükenmişliğin son demlerinde insanlar, kendi mutsuzluklarından kaçmak için daha da hızlanıyorlar. Hız, modern dünyanın dehşet ve kuraklığına karşı kalkan işlevi görüyor. Hızla birlikte unutmak mümkün oluyor. Hatırlamak istemediğimizi hızlanarak unutuyoruz. Hızla gelen bir esrime halidir söz konusu olan. Peki hız, hayattan mı yoksa ölümden mi bir kaçış? Hız bir bakıma insanın kendi ölümünün, ölümlülüğünün farkına varmasını engelliyor. Hızla gelen duygusal uyarı bolluğu, insanın dikkatini çeliyor ve onu kendi kırılganlığını fark etmeden alıkoyuyor.

Hızlı yemek ve hızlı besin yetiştirmek insan sağlığını tehdit ediyor. Bir sohbeti bölüşerek, aralarda durup dinlenerek paylaşılan yemekler yerini çabuk tüketilen besinlere bırakıyor. Hormon ve kimyasallarla hızlı büyüten her türlü besin, kansere davetiye çıkartıyor.

Oysa Feuerbach’ın söylediği gibi “biz yediklerimiziz”. İnsanların hızlı beslenmeyle uğradığı felaketlerden kurtulma fikriyle yola çıkan “yavaş besin” hareketi dünya üzerinde yaygınlaşıyor. Genetik değiştirmeye karşı çıkan, organik tarımı önceleyen, biyolojik çeşitliliğe prim veren bu hareket, küçük, yerel, telaşsız olana yaptığı vurguyla global kapitalizme muhalefet ediyor. Yiyeceklerimizi hakkını vererek, daha metafizik bir bakış açısıyla konuşacak olursak “şükrünü eda ederek”, onlarla ve o masanın etrafında bulunan dostlarımızla konuşarak tüketmek, bizi daha insan kılar.

 

Hız, modern dünyanın dehşet ve kuraklığına karşı kalkan işlevi görüyor. Hatırlamak istemediğimizi hızlanarak unutuyoruz. Peki hız, hayattan mı yoksa ölümden mi bir kaçış? Hız, bir bakıma insanın kendi ölümünün, ölümlülüğünün farkına varmasını engelliyor.

 

Yavaşlamak anın keyfini çıkartmayı bilmektir. Ancak yavaşlayarak içimize bakabilir ve ancak yavaşlayarak hayatla konuşabiliriz.  Bunun bir parçası da şehirleri yavaşlatmak olmalı. Şehirlerdeki karmaşa ve gürültüyü kesmek, yayalara ve yeşile ayrılan alanları çoğaltmak, yerel gelenekleri ve konukseverliği ve komşuluk hakkını hukukunu yüceltmek bu yavaşlatmanın bir parçası olarak değerlendirilebilir. Şehirleri yavaşlatmak şehrin hızının kesilmesiyle olmaz. “Yavaş Şehir”, insanların her şeyi saat zamanına göre yaşayıp, zaman baskısıyla her şeyi daha hızlı yapmak isteğine direnebilecekleri bir çevre yaratmakla mümkün olabilir.

“Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde” diye yazmışıtı Kundera, Yavaşlık adlı romanında,  “kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile.” Telaş, hayatı daha da yüzeysel kılar. Hız hayatı eksiltir.

Aslında bizim geleneksel şehirlerimiz ve çarşılarımız hayatın ritmine ayarlıdır. Global ticaret, insanları şeylerin makine yapımı ve ucuz olanına yönlendiriyor. Konya’nın, Elazığ’ın, Isfahan’ın çarşılarında dolaşan bir insan orada hayatın kendine mahsus bir akış ve dinginliği olduğunu fark eder. O çarşılarda dolaşırken tarihin soluğunu ensenizde hissedersiniz. Hayat size bir süreklilik ve zenginlik duygusu verir. Bir yere trafik girmiyor ya da araçlar bir yere daha yavaş akıyorsa, oranın sakinleri arasında sosyal bir bağ kurulma ihtimali artar. “Yavaş Şehir”ler  arabalara göre tanzim edilmez, arabalar şehirlere göre intizam bulur.

“İnsan zamanı ölçer, zaman da insanı” diyor bir İtalyan Atasözü. Herkesin kendine göre bir zamanı, Ahmet Haşim’in eşsiz sözüyle söylersek, “hatıraların kudsi saatini” bulmaya ihtiyacı var. Kendi tempomuzui içimizin seslerini dinleyerek bulabiliriz…

 

Yavaş Güzeldir….


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.