Stres Yönetimi

0

Stres daima bizimledir. Duruma bağlı olarak yoğunluğu değişebilir. 

Stres her an bizimle aslında.. onu nasıl algıladığımız ve ne anlam yüklediğimiz yine bizim elimizde..

Stres Yönetiminde başarılı olmak, uzun vadeli kazanım için kısa vadede acıya katlanmayı gerektirir. Bu, kısa vadeli kazanmak için uzun vadede acıyı onaylayan bizim kültürümüze ters düşen bir yaklaşımdır. Uzun vadede rahat, sağlıklı ve mutlu bir hayatı garantiye almak, kısa vadede belli bir rahatsızlık gerektirebilir. Bun klasik bir örnek egzersiz yapmaktır. Belli bir egzersiz programına başladığınızda zorluk hissedersiniz, hareketleri beklenen süre içerisinde tamamlamak, koşulması gereken mesafeyi koşmak, zor olan şeylerdir..  Kimi zaman egzersizi kesip programı yarıda bırakma isteği duyabilirsiniz. Stres Yönetiminin kendinizi hemen o anda iyi hissetmek için kullanabileceğiniz bir yöntem değil, geleceğinizi sağlıklı ve mutlu yaşamak için, uzun döneme yayılan ve günlük olarak uygulanması gereken, stratejik kararlar bütünü olduğudur.

Stres Yönetimi veyalarla değil velerle uğraşır. Bu ikilemlere bir örnek Daha az olan daha fazladır ikilemidir. Daha az şeyle uğraşmayı, kendinizden daha azını beklemeyi öğrenince (özellikle siz, mükemmeliyetçiler) daha fazla enerjiniz olduğunu, kendinize ve çevrenizdekilere ayıracak daha fazla vakit bulduğunuzu görürsünüz.

Stres altındayken vücudunuzu germek sizi daha kırılgan yapar. Kırılabilirsiniz. Ancak kaslarınızı gevşetmeyi, solunumunuzu rahatlatmayı ve tüm vücudunuzu yumuşatmayı öğrendiğiniz zaman içinizdeki kuvvete ulaşıp, harekete geçmenizi sağlayacak güce kavuşabilirsiniz.

Kontrolü elde edebilmek için, kontrolden vazgeçin. Kontrolcü davranmak katılıkla sonuçlanır. Kontrolden vazgeçip hayatı akışına bıraktığınızda, olaylara sadece tepki vermek yerine doğru ve etkili karşılık verme imkanına kavuşursunuz. Bu size, tepkisel davranarak hiçbir zaman elde edemeyeceğini düzeyde kontrol sağlar.

Mükemmeliyetçilik strese yol açar. Mükemmel olmadığınızı ve olamayacağınızı kabul ettiğiniz zaman hayat yargılanacak bir olay olmaktan çıkıp, bir keşif gezisine dönüşür. Bu ve benzeri ikilemleri kavradıkça, sükûnete ve stressiz bir hayata doğru ilerlemek herkes için çok daha kolay olacaktır.

Stresinizi yönetmek ve onunla iyi geçinmek sizin elinizde J Kendinden geçmiş ve tükenmiş biri olmak yerine, sakin, kendinden emin ve rahat bir insan olmayı öğrenmek daha iyi olmaz mı J stres altında olduğunuzda mutlaka mücadele veya kaçış yollarını seçmek zorunda değilsiniz. Stres, anlaşacağınız bir olgu olabilir. Hem sakin bir insan hem de üretken bir insan olabilirsiniz J

Peki neler strese yol açar?

Stresin bir çok sebebi vardır. Yetiştirilmesi gereken işler, trafik, topluluk önünde konuşma yapmak, patronunuz, kurumsal olarak değişimler geçirmek vs. Önce kendinize sonra da etrafınızdaki birkaç kişiye, onları nelerin stres soktuğunu sorun, hepsinden farklı cevaplar alabilirsiniz, çünkü stresi herkes hepimiz ayrı şekilde algılarız. Genel olarak stresin sebeplerine baktığımızda, 4 ana grupta toplayabiliriz: Değişim, Gizli Gerilim, Karakter özelliklerimiz ve Çevresel stres faktörleri.

Değişim

Hayatımızın devamlı yükselen bir çizgi olarak algılanması, oldukça yaygın bir yaklaşımdır. Aslında hayatımız bir sarmaldan ibarettir. Hayatımızda zaman zaman yükseliş dönemleri olması gibi, düşüş veya gerileme olarak nitelendirilebilecek dönemlerde olur. Sarmalda geri veya aşağı doğru ilerlediğiniz bu dönemler genellikle değişim dönemleridir. Günümüzde değişim çok sık ve hızlı yaşanıyor, çalıştığınız şirketlere bakın J her 3-4 yılda bir, hayatınızı değiştirecek kadar büyük bir değişim yaşamanız son derece olağandır. Ortalama bir insansanız, meslek hayatınız boyunca en az 3 veya 4 iş değiştirmeniz normaldir.

2000’li yıllarla beraber, değişim olağan, istikrarsa beklenmedik bir durum haline gelmiştir.. çok uzağa gitmeyelim kendi ülkemize bakalım J düşünce tarzınızı bu gerçeğin ışığında değiştirmediyseniz, zaten stresle dolu olan hayatınıza daha da fazla stres pompalıyorsunuz demektir. Değişim kurbanı değil, değişim uzmanı olmanızı tavsiye ederim. Değişim sizi değil, siz değişimi yönetin J değişimle mücadele edip direnmek veya değişimden kaçmak yerine, değişimle birlikte var olup ilerlemeyi öğrenmelisiniz.

Şimdi size açıkça soruyorum, kaçınız kendi hayatınızdaki değişimleri yönetebiliyor?

Değişimle birlikte var olup ilerlemeyi nasıl öğreneceksiniz? Her şeyden önce değişim sürecini anlamanız gerekir. Bir değişim sırasında , önceden tahmin edilebilecek bazı normal aşamalardan geçersiniz. Bu aşamaları ayırt edip tanıyabilirseniz, fazla sıkıntı yaşamadan atlatabilirsiniz. Bunu bir metaforla anlatmak gerekirse, bu durum biraz mevsimlerin değişmesini izlemeye benzer. Mevsimlerin değişiminin, en azından kabaca tahmin edilebileceğini ve yaklaşmakta olan mevsime hazırlanmak için yapılabilecek şeyler olduğunu bilirsiniz. Yazın toplayacağınız sebzelerin fidelerini ilkbaharda dikersiniz ve değişim yaşanır.. Değişimin aşamalarını öğrendikçe, herhangi bir aşamada aldığınız önlemlerin, daha sonraki aşamalarda gerçekleşen değişiklikleri kabul edebilmeniz için temel olduğunu  da görebilirsiniz.

Değişimin de aşamaları vardır… 4 aşamadan meydana gelmektedir.

Birinci Aşama İnkardır. Bu aşamada olayların eskisi gibi çözülemeyeceğini kabul etmekte zorluk çekersiniz. Bir değişim gerektiği ya da bir değişim yapılacağı duyurulmuşsa, bu değişimin gerçekleştirilebileceğini kabul etmezsiniz. Uzun süre çalıştığım bir şirkette, her sene en az bir, bazen 2 kere organizasyon değişiklikleri olurdu, bu organizasyon değişikliklerinde bu yazdığım cümlelerin hepsini yaşayan arkadaşlarım bulunurdu. İçinizden bir çoğunuz neyi kastettiğimi anlamıştır.. insanoğlunun en çok zorlandığı konu ne yazık ki alışkanlıklarını değiştirmek ve yeniye uyum sağlamak. Eğer gerçekleştirilecek değişim sizin istemediğiniz yönde bir değişimse, bu inkar dönem, daha da uzun sürer, ki çoğunlukla bu tür değişimlerde, değişimi isteyen insan sayısı, istemeyenlere göre her zaman daha azdır. –tecrübeyle sabittir-. İster uzun ister kısa sürsün, inkar aşaması herkesin yaşayabileceği bir süreçtir. Bu aşamaya takılıp kalmadıkça, belli süreyle inkar yaşamak bir sorun değildir.

İkinci Aşama Direnç aşamasıdır. İnkarı aşıp gerçekten bir şeyleri değişmekte olduğunu kabul ettiğiniz zaman direnç aşamasıı başlar. Eski yöntemlerden vazgeçmek veya yeni yöntemleri kabul etmek istemeyebilirsiniz. Bu mücadele veya kaçışı adı verilen tepkidir. Genellikle, dirence bir dizi yoğun duygu eşlik eder. Öfke, suçluluk duygusu, sıkıntı, üzüntü, şaşkınlık ve korku ilk verilecek örneklerdir. Çoğu insan duygularını yorumlamakta güçlük çeker. Bu duygularla nasıl başa çıkacaklarını bilmedikleri için strese sürüklenirler. Direnç aşaması boyunca karşılaştığınız yenilikleri, eski işinize ve yaşam tarzınıza etegre etmeye çalışırsınız. Bunu evinize yeni bir mobilya almaya benzetebilirsiniz. Direnç aşaması, mobilyaları itip çektiğiniz, taşıdığınız hangi mobilyayı atacağınıza, hangisini odada tutacağınıza karar verdiğiniz bu döneme rastlar. Bu aşamanın ne kadar süreceği kişiden kişiye ve durumdan duruma değişir.

Üçüncü Aşama Keşif aşamasıdır. Değişimi hayatınıza entegre ettikten sonra değişimin getirdiği fırsatları keşfetmeye çalışmak şeklinde nitelendirilebilecek olan bir dönemdir. Artık bu noktada, direnç aşamasındaki mücadele veya kaçış tepkisi sonra ermiştir, artık değişimle birlikte var olup ilerleyebilirsiniz. İnsanlar bu keşif aşamasında, değişimin mümkün kıldığı faydalardan sonuna kadar faydalanmanı yollarını ararlar. İnkar ve direnç aşamaları boyunca değişimin olumsuz yönlerine odaklanırsınız, bu aşamada ise, değişimin, en azından potansiyel olarak olumlu yönlerine odaklanırsınız.

Dördüncü ve Son Aşama Kabul  Aşamasıdır. Bu aşamada değişimin olumlu ve olumsuz tüm yönlerini artık görebilirsiniz. Değişimi hayatınıza entegre etmiş ve hayatınıza devam etmeye hazır hale gelmişsinizdir. Yaşadığınız önemli değişim artık zamanınızın  ve enerjinizin büyük kısmını tüketmemektedir, hayatınızın dokusuna işlemiştir.

Yukarıda yazdığım bu aşamaların herhangi birine takılıp kalabilirsiniz, bu çok normal. Bu durumda hayatınız felç olmuş gibi hissedersiniz. Bu, arabanızın kuma saplanması gibidir. Motorunuz çalışır, benzin yakar, tekerlekleriniz döner ve lastikleriniz yanar ama yine de arabanızı yerinden kıpırdatamazsınız. Bu durumda da zaten bir çoğumuz kendimizi yiyip bitiririz. Ben genelde kendimi ve bir de yanımdaki zavallı eşimi yiyip bitiriyorum J

Ancak çok önemli olan bir şey var ki, artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, günümüzde bu kumluk alanlardan tamamen uzak durmak mümkün değildir. İşin ilginç yanıi nedense hep ilerlemeniz gereken yol tam da kumun içinden geçmektedir ve bir kumluğu aşarsınız ama bir de bakmışsınız başka bir kumluk J şundan emin olabilirsiniz ki, Her zaman bir pürüz çıkar! Buna alışın ve bu yüzyılda yaşamanın getirdiği gerçekleri kabul edin.


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.