Ben Değil, Biz Olmak

0

Aşağıdaki hikaye ünlü bir Portekiz Halk Masalı olan Stone Soup’tan alıntıdır. Google’da Stone Soup yazdığınızda karşınıza aşağıdaki hikayenin pek çok görseli ve konuyla ilgili bilgiler çıkmaktadır. Masalla beraber kıssadan hisse yapıp,  Biz Olmak ile ilgili bir yazı okuyacaksınız. Umarım beğenirsiniz. Hikayedeki konuşmalar pek çoğumuza hiç yabancı gelmeyecek. 🙂 

***

Biz Olmak

Bir gün yoksul ve yalnız bir köye elinde torbası ile bir yabancı gelir. Gelen yabancıdan korkan köy halkı evlerine kapanır. Yabancı köy halkına kendisinden kimsenin korkmamasını, sadece bir gezgin olduğunu, gece için yatacak bir yer istediğini bunun karşılığında malzeme verdikleri takdirde onlara yemek yapabileceğini söyler. Köy halkı yabancıdan çok korkmuştur, çok da yoksul oldukları için fazla yiyecekleri yoktur ve hiçbiri yemeklerini yabancı ile paylaşmak istememektedir. Ona paylaşacak bir şeyleri olmadığını ve kimsenin onu misafir etmek istemediğini söylerler. Yabancı “olsun” der. “Siz beni istemeseniz de ben bu gece burada kalmak zorundayım. Gece karanlıkta yola devam etmem çok zor. Kendim için bir çorba yapacağım isterseniz siz de benimle çorbayı paylaşabilirsiniz.”

Yabancı köyün ortasında bir ateş yakar, kuyudan su çeker ve içine çantasından çıkardığı taşı atar. Bunları yaparken bir yandan da kendi kendine konuşmaya başlar. “Nefis bir çorba bu, harika olacak keşke bir parça kabakta olsaydı.” Bu arada bütün köy halkı gizli evlerinin penceresinden gizlice yabancının çorba yapışını merakla seyretmektedir. Köydekilerden biri evinden küçük bir kabağı korka korka yabancıya getirir. Yabancı kabağı alır ve çorbanın içine koyar. Tekrar kendi kendine konuşmaya başlar. “Harika bir taş çorbası bu, kabakla çok daha leziz oldu keşke biraz da havuç olsa.” Köylüler yavaş yavaş evlerinden çıkarak kendilerine sakladıkları sebzelerden ufak parçalar getirmeye başlarlar. Yabancı bütün sebzeleri alır ve kaynattığı taş çorbasının içine doğrar. Bir yanda çorbanın harika olduğunu söylemeye devam eder. Sonunda çorba pişer ve yabancı tüm köylülere evlerinden tabak getirmelerini söyler ve hep birlikte çorbayı içerler. Çorba çok güzel olmuştur. Herkes şaşkındır. Ortada hiç bir şey yokken bir anda bir taş sayesinde nefis bir çorba yapılmış ve aç olan herkes doymuş, uzun zamandır bir araya gelmeyen  insanlar ateşin etrafında konuşmaya başlamıştır. Köylüler bu güzel günü yeniden yaşamak için yabancıdan elindeki sihirli taşı satmasını ister. Yabancı taşı asla satmayacağını belirtir ve ertesi gün köyden ayrılır. Dönüş yolunda çocuklar yabancıyı beklemektedir. Yabancı çantasından taşı çıkarır ve en genç olanına taşı verir. “Sihir taşta değil. Bu sıradan bir taş köye girerken yolda bulup heybeme atmıştım. Asıl sihir köylülerde, mucizeyi onlar gerçekleştirdi. Sen de artık yeni bir mucize gerçekleştirebilirsin” der.

İş hayatı da aynı bu öyküdeki gibi, hepimiz kurumlarda bize verilen kaleleri korumaya ve kaybetmemeye çalışıyoruz. Gittikçe savunmaya geçiyor ve ilişki kurmak yerine yalnızlığı tercih ediyoruz. Bunu yaparken de  aslında kendimize zarar verdiğimizi görmüyoruz. Her zaman bir kurtarıcının gelmesini ve bizi içinde bulunduğumuz durumdan çekip çıkarmasını bekliyoruz.

 

Şimdi bu öyküyü günümüze uyarlayalım: 

Ofiste sıradan bir gündü. Kurumun hem pazar payı hem de karlılığı düşmüştü. Birazdan kurumun yönetim toplantısı başlayacaktı. Herkes kendini odasına kapatmış içinde bulundukları durumdan kendini nasıl kurtaracağını düşünüyor ve yönetim kuruluna karşı neler söyleyeceğinin planını yapıyordu. Korku hepsini ele geçirmişti. Herkes “evet ama” , “bu nedenle” , hepsi“….. bölümün yüzünden”, “kendimizi müşterilerimize anlatamadık”, “çünkü” kelimeleriyle başlayan cümleler kurmaya ve başarısız olma nedenlerini sıralamaya çalışan raporlar hazırlıyordu. Öğrenilmiş çaresizlik hepsini ele geçirmişti. Bir süre sonra kimsenin tanımadığı bir yabancı kuruma geldi. Herkes yönetim kurulunun bu yabancıyı gönderdiğini ve herkesi işten çıkaracağını düşündü. Odalarına daha çok kapanmaya başladılar ve korkuyla başlarını bilgisayarlarına daha çok gömdüler. Bir süre sonra yabancı tek tek odaları dolaşarak, herkesle konuşmaya çalıştı. Önce ona tedirgin yaklaştılar ve “evet ama”ları dillerinden düşürmemeye başladılar. Bir süre yabancı “Neden?” yerine “Ne yapabiliriz?” sorusunu sormaya başladı. “Ne yapabiliriz?” sorusundan sonra “nasıl olmalı?”, “Daha iyisi var mı?”, “Ben ne yapabilirim?” sorularına yanıt bulduklarını fark ettiler. Bir süre sonra odalarından çıkarak ofisin ortasında toplandılar ve “Nasıl olmalı?” sorusunun cevabını verdiler. Sorulara yanıt buldukça akıllarına yeni sorular gelmeye başladı ve gelen yeni önerilere “Neden olmasın?” bakış açısıyla baktıklarını gördüler. Bir süre sonra uzun zamandır hazırlamaları gereken stratejik planı hazırladıklarını fark ettiler. Artık kimse gelecek toplantıdan korkmuyordu. Aksine sorunlara birlikte çözüm bulmuşlardı. Uzun zamandır birbiriyle çekişen lojistik ve pazarlama bölümü pazar payını artırmak için birlikte çözüm bulmuş, satın alma ve operasyon maliyetleri düşürmek için yeni bir öneri gerçekleştirmiş, insan kaynakları bu çalışma sırasında kimin hangi alanda başarılı olacağını fark etmiş ve bir öneriler listesi oluşturmuştu. Herkes yabancının stratejist olarak kurumda kalmasını istedi. Yabancı çoktan yeni bir yola çıkmıştı bile.

Aynı bu masaldaki ve öyküdeki gibi bir köyü köy yapan kendi insanları ve  bir kurumu kurum yapan kendi çalışanlarıdır. Çoğu zaman bunu fark etmek için bir farklı gözün bize bakmasına ihtiyaç duyarız.

İşbirliği ve takım çalışması ile ilgili tüm çalışmalarda, insanların iş bilirliğine açık olmamasının altında özgüven eksikliğinin yattığı ortaya çıkmış. Diğer bir değişle özgüvenimiz arttıkça daha çok bilgi paylaşıyor ve takım çalışmasına daha yatkın oluyoruz. Takım içindeki herkes özgüvenli olunca, bilgiyi paylaştıkça daha yaratıcı sonuçlar ortaya çıkıyor ve başarı da beraberinde geliyor. Bütün bunların sonucunda kurum kültürü ve biz olma bilinci de kendiliğinden oluşuyor. Aynı sihir gibi sadece bu iksirin oluşmasını sağlayanın taş değil biz olduğunu anlayalım yeter.

 


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.