Ciddi Yönetici Olmak

0

Her zaman okumayı en çok sevdiğim kitap türü biyografi ve otobiyografilerdir çünkü hayali olan hikayelerdense yaşanmış olanları okumak bence çok daha güzel. Bir kitap okuyorum bir süredir, kitabın adı Yöneterek  Yönetilerek  Yaşamak, Dr. Osman Ata Ataç yazmış… Tavsiye ederim okunası bir kitap, dili hiç ağır değil, farklı ülkelerde ve konularda yaşanmış hayat tecrübeleri görmek isteyenler için ideal bir kaynak…

 

CİDDİ YÖNETİCİ OLMAK

 

Türk toplumu ciddiyetle asık surat, az konuşmak ve kasılmayı özdeşleştirmiş, bunları üst yöneticinin özellikleri olarak tanımış ve yazık etmiştir.

Ciddiyet ciddi iştir. Siz bizim sosyalizasyona bakmayın. Ciddi olacak yer var, ciddi olunmayacak yer var. Müdür deyince ilk akla gelen düşüncenin ”suratsız adam” olduğu bir memleket, ancak kasıntı idareci yetiştirir. İnsan, gülen hayvandır. Espri yapacak zeka ve yeteneğiniz varsa yapın. Ama yoksa sakın uğraşmayın.

Gülmenin tu kaka edildiği nadir ülkelerden biridir Türkiye. Utanmasak gülmeyi yasaklayacağız. Makamlarda yükseldikçe suratlar asılmalı bizim kültüre göre.

Büyük adamlarımızın hiç gülen resimlerini gördüm mü diye düşünüyorum da, galiba görmedim. Sanırım bir tek rahmetli İsmet İnönü’nün bir resmi vardı. Bakıyorum da üst kademe yöneticileri de gülmüyorlar hiç. Sanırsınız ki bir deyimin söylediği gibi Karadeniz’de gemileri battı. Sınıf arkadaşlarım var seneler sonra rastladığım, suratları o kadar asık ki onları tanıyamıyorum bazen.

 

Neden bizim toplumumuz gülmeyi bu denli dışlamış? Öfke yasak değil ama öfkenin göstergesi önemli. Bağırıp çağırmak onaylanmıyor ama sert ses onaylanıyor. Babam “gel buraya”  diye bağırmazdı ama çok sert bir sesle “Gel Buraya” diye bir ses çıkarırdı. Demek ki önemli olan hislerin gösterilmesi değil de bazı hislerin gösterilmesi. Babam asker olduğu için gel buraya, git oraya gibi basit talimatları komut gibi kısaltır, yüksek sesle söylenebilecek hale getirirdi.

 

 

Bizde insanların zayıf görünmelerine karşı bir tepki var. Şefkat, neşe ve aşk zaaf göstergeleri; hiddet ve kavga ise kuvvet göstergeleri. Atalarımızdan aldığımız bir miras olsa gerek. Militan toplumların mirasları. Bizde önemli olan, insan üstü olmak zorundadır. Önemli yönetici insan üstü olacak, yoksa önemi kalmıyor. İnsan üstü olmak, zayıf olmamak demek. Zayıf olmak demek his sahibi olmak demek. Özellikle sempati, neşe, aşk gibi hislerinizi göstermeyeceksiniz. Hatta tuvalete bile gittiğiniz, her Adem çocuğu gibi def-i hacet ettiğiniz bile şüpheli olacak. Yoksa önemli adam olamazsınız.

 

Bir de kasılmak var. Hani derler ya kasılmaktan kramp geçiriyor diye. Büyük adamlar gülmemenin yanı sıra kasılmak zorundadırlar. Toplumumuzda insanları bazen yaptığı iş yüzünden değil, yaptığı zahabını uyandırdığı işten dolay takdir ederler. İş yaptığı kanısını uyandırmak için oradan oraya hiç vakti yokmuş havasları ile koşanlar ile kafasının içine kurşun akıtılmışçasına kasılanlar bizde çok boldur. Amerikalıların dediği gibi “Track Record” olarak ortaya ne koyuyor belli değil. Kimse de sormuyor. Kasım kasım kasılıp her sözü karaborsadan alınmışçasına kasıtlı. Halbuki bizde, “Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz” derler. Şimdi iş yapan yapmayan önemli değil, önemli olan iş yaptığı veya yapabileceği kanısını uyandırabilmek. Ne yazık ki toplumumuz iş yapabilmenin bir göstergesi olarak, az konuşmak ve asık suratla kasılmak gibi 2 saçma göstergesi kullanır oldu.

 

Bizde ciddiyet asık surat demektir. Bize göre oturaklı adam asık suratlıdır, ciddi adam da. Resmi tavırlı adamın suratı gülmez, makam sahibi adam öyle esprili olmaz.  Bir de büyüdükçe kendine yetememek var. Makamlar yükseldikçe insanların duyma, yürüme gibi bir takım temel yetileri kayboluyor herhalde ki etraflarında birtakım adamlar, kadınlar “Efendim şunu dedi, bunu dedi” gibi naklen yayın yapıyorlar. Veyahut büyük adam yürürken etrafında 3-5 kişi şu taraftan bu taraftan diye bir elleri yanlarında öbür elleri büyük adamın yürümesi gereken yerlere uzanmış birbirlerini iterek yürürler. Sanki büyük adam ne nereye gideceğini biliyor, ne de yürümesini.

Türkiye’deki eski yöneticilerin büyük bir çoğunluğu bu konularda bizden daha iyilerdi. Büyük bir kesimi nispeten orta sınıf, taşra kökenli ailelerden geldikleri için statü göstergesi olarak şekilcilik kullanmıyorlardı. Daha kalender insanlardı. Asilzadelik bizim neslimizin sorunuydu.


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.