Gelecek 500 – Yeni Nesil Şirket Yaratma Stratejileri Kitap Önerisi

0

İyi bir iş kitabında “ufuk açıcı”, “pratikte kullanılabilir” fikirler ararım. M. Rauf Ateş’in son kitabı Gelecek 500’de bunlardan fazlasıyla var.

Ateş bu kitapta, okuduklarını, yaşadığı tecrübelerle harmanlayarak Türk şirketleri için “başarı reçeteleri” hazırlamış. Kitaptaki örnekler ağırlıklı olarak yabancı şirketlerden verilmiş olmakla birlikte, çok sayıda Türk şirketinin başarı hikâyeleri ile bu başarıların altında yatan faktörler açıklanmış. Ayrıca yabancı örnekler Türkiye özelinde yorumlanmış.

Ayrıca kitabın sorusu çok iyi seçilmiş. “Türk şirketleri 2023 yılına kadar ilk 500 arasına nasıl girebilirler?” Dünya ekonomisine gelişmekte olan ülkelerin yön vermeye başladığı bir dönemde, gerçekten üzerinde düşünmemiz, tartışmamız gereken bir konu. Yoksa ciddi bir fırsatı kaçırmamız içten bile değil. Bunun için bu kitabın şirketlerin gündemine girmesi ve herkesi düşünceye sevk etmesini gönülden arzuluyorum.

Kitaptan oldukça istifade ettim. Tüm içtenliğimle tavsiye ediyorum. Kitapta beni etkileyen tespitler ise şunlar;

Kitabın giriş bölümünde Murat Ülker, Hüsnü Özyeğin, Ahmet Zorlu ve Ferit Şahenk’in gelecek tahminleri/tavsiyeleri yer alıyor.

  • Murat Ülker’in, Yıldız Holding’in son dönemde izlemiş olduğu başarılı stratejileri ön plana çıkarmak yerine, liderlik ve yetenek konularına vurgu yapması beni oldukça etkiledi. Demek başarı tesadüf değil.
  • Hüsnü Özyeğin, yeni dönemin şirketlerinin başarı şartlarını kurumsallaşma, istikrar ve uzun vadeli bakış açısı olarak tanımlamış.
  • Ferit Şahenk, Türkiye’nin jeo-stratejik önemine ve genç nüfusuna dikkat çekmiş. Şahenk, finansın önemini korurken, teknoloji ve enerjinin öneminin aratacağını ileri sürüyor.
  • Ahmet Zorlu, tüketici kitlesinin beklentilerinin yanında yapısının da değiştiğini, önümüzdeki yıllarda sosyal sorumluk sahibi bir tüketici kitlesinin hakim olacağını savunuyor. İnşallah diyelim. Çünkü kurumsal sorumluluğun Türk şirketleri için önemli bir unsur haline gelmesine çok ihtiyacımız var.

Kitabın ilk bölümünde şirketlerin “geçişi yönetememe” nedenleri: (1) Gerçeklerle yüzleşememe, (2) Stratejiyi yanlış konumlandırma ve (3) Harcama yapma korkusu başlıkları altında incelenmiş. Burada verilen Amerikan Demiryolları, MGM ve Motorola örnekleri oldukça ilginç ve açıklayıcı.

Hızın şirketlere olan etkisinin tartışıldığı bölüm oldukça ilgi çekici. Bu bölümde 10/10 kuralının (yeni bir ürün/platformun bulunmasının 10 yıl, bunun kitlelere yayılmasın 10 yıl sürdüğü dönem) yerini 1/1 kuralına bıraktığının altı çiziliyor. Örneğin DVD player pazara 1997 yılında sürülmesine rağmen, videoların yerini alması 2007 yılını bulmuş. 2010 yılına geldiğimizde ise iPad’in 1 yıl içerisinde piyasayı alt üst ettiğine şahit oluyoruz.

Budanmayan Ağaç Sendromu bölümünde Türk şirketlerinin yatay büyüme, fırsat buldukları her alana yayılma alışkanlığından uzaklaşmaları gerektiği vurgulanıyor. Jim Collins’in “Eğer bir ağaca yeterince dal ekler ve ölü dalları budarsan daha sağlıklı bir ağaç çıkacaktır” sözü hoşuma gitti.

Türkiye’de ilk 500 şirkete yönelik analiz ilginç. Dünya standartlarından ayrılan bir durağanlık söz konusu. Yeni büyüklere ihtiyaç var.

Şirketlerin marka değerlerini koruyamamaları ilk 500’den düşmelerine yol açan bir diğer önemli etmen. Marka değer kaybı nedenleri ise; (1) Güven kaybı, (2) Yaratıcılığın azalması ve (3) Fazla kapasite olarak özetlenmiş. Skandallar ve yolsuzluklar markalara olan güveni sarmış durumda. Tüketicilerin alternatiflerinin artması kendisini yenileyemeyen markaları terk etmelerini kolaylaştırıyor.

12’nci bölümde Almanya’dan Karstadt, İngiltere’den Woolworth, Türkiye’den Cihan Elektronik’in yok olma süreçleri incelenmiş. Oldukça ilginç buldum.

Kitap okurken önemli bölümlerin altını çizerim. “İnkar Ölüm Getiriyor” bölümünde altını çizmediğim satır yok. Çünkü her gün karşılaştığım bir durum. Burada “İnkar bir kuraldır, istisna değil. Bunun sizin şirketinizin başına gelmeyeceğini düşünüyorsanız, bu da bir inkardır” tespiti çok hoşuma gitti.

Holdingler Ligindeki Değişim başlığı altında Türkiye’den bir örnek, Torak Holding’in çöküşü ayrıntılı olarak analiz ediliyor. Burada Halis Toprak’ın şirketini hacze gelen avukata “Keşke senin gibi bir çalışanım olsaydı, başıma bunlar gelmezdi” ifadesi İnsan Kaynağının önemini ortaya koyması açısından oldukça kritik. Ayrıca her zaman ipleri elinde tutmak isteyen ve insan kaynağına yeterince yatırım yapmayan Halis Toprak’ın geldiği noktada kendini değil yönetici suçlaması üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer konu.

“Yeni Nesil Liderlik” başlıklı bölümde, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un “iyi bir insan olmanın zeki bir insan olmaktan çok daha zor olduğuna” yapmış olduğu vurgu çok önemli. Evet, zeka insana verilen bir armağandır, iyilik ise bir tercihtir. Önemli olan tercihleri doğru yönetebilmek.

Bu bölümde ayrıca Türkiye’deki liderlerin hep iyi haber duymak istedikleri ve bu nedenle şirketlerinin altlarından kayıp gittiği vurgulanmış. Çok doğru bir tespit. Bu tuzağa düşmemek, “iyi haberlerle batmamak için, Churchill İkinci Dünya Savaşı sırasında tek görevi kendine kötü haber getirmek olan bir birim kurmuş. Hitler’in ise, son zamana kadar savaşı kazandığını düşünmesi, bugünün iş dünyasına önemli bir ders niteliği taşıyor. Son olarak bu bölümde görünmeyeni görmeyi başaran Asım Kocabıyık’ın hikayesinden oldukça etkilendim.

“Yalın Şirketler Daha Şanslı” başlığı Fiba Holding örneği ile çok iyi açıklanmış. Odaklanma ve dikkatin asıl işte olması Sütaş örneğinde incelenmiş. İyi seçimler. Ayrıca ben fast food restoranı Pollo Campero’nun Amerikalı rakiplerine karşı izlediği stratejiye hayran kaldım. Örneğin Latin Amerika’daki restoranlarda küçük sandalyeler yerine, büyük köy tarzı sedirler kullanılırken, teknolojiyi yakından izlenmesi, ayrıca tüm bu özellikleri hizmet verilen ülkenin kültürüne göre uyarlanması şirketi 12 ülkede 321 restorana ulaştırmış.

Kitapta ayrıca Turkcell, Avea gibi girişimlerin 10 binlerce kişiye iş imkanı sağlamının yanı sıra oluşturacağı eko sistemlerle yüzlerce girişimciye iş kurma imkanı sağlayacağının altı çizilmiş. Gerçekten çok önemli bir konu Çin yeni oluşan eko sistemleri iyi değerlendirerek önemli aşama kaydetti. Aynı şeyi bizim de yapmamız şart. Bence ayrı bir kitap konusu.

Aile şirketlerini geleceğe taşımanın önemi ve Türkiye’deki aile şirketlerinin yaşadıkları sorunlar Sabancı Holding ve Hollandalı SHV Holding örneğinde incelenmiş. Ayrıca Prof. Rondel Carlock’un aile şirketlerinin üstün yönlerine ilişkin görüşlerine ayrıntılı olarak yer verilmiş. Carlock’a göre kurucuların işlerini adanmışlıkla kucaklamaları, stratejilerinin uzun vadeli olması, kuşaklar boyunca eşsiz bir deneyim biriktirmeleri ve güven yaratmaları aile şirketlerinin en güçlü yönleri.

Global 500’e Girmek bölümünde Migros ve Walmart’ın karşılaştırıldığı tablo çok şey anlatıyor. 1990 yılında Migros’un 36 mağazası varken aynı tarihte Walmart’ın mağaza sayısı 1525. 2010’a gelindiğinde ise Migros mağaza sayısını 35 kat arttırırken, Walmart’ın mağaza sayısı 4304’e ulaşabilmiş. Ayrıca burada Bülend Özaydınlı’nın, Vehbi Koç’u Migros’u büyütme konusunda ikna etme çabası okunmaya değer.

Muhtar Kent bir CEO’nun devredemeyeceği iki görevi şu şekilde özetlemiş: Birincisi “Vizyonun iletişimi”, diğeri ise “Liderlik yeteneğine sahip olanların geliştirilmesini sahiplenmek ve onların kariyerlerini düzenli ve proaktif bir şekilde alternatiflerle planlamak”. “Zamanımım önemli bir bölümünü buna harcıyorum. Liderlik de futbol gibi takım oyunudur. İyi ekip kurmak ve onları geliştirmek gerekiyor.”

Coca Cola’nın Don Keough’nun vizyon konusundaki değerlendirmelerini ise son derece açıklayıcı buldum: “Uygulaması olmayan bir vizyon hayal olmaktan öteye geçemez. Vizyonsuz uygulama ise karanlıkta koşmak gibidir”.

“İyiler Mutlaka Kazanır” bana en fazla keyif veren bölüm oldu. Panera’nın öyküsü başarının tesadüf olmadığını çok net bir şekilde ortaya koyuyor.

Gelişen Ülke Şirketlerin Kaderi bölümünde Japonların yaptıkları hatalar iyi analiz edilmiş ve gelişen ülkelerin önündeki fırsatlar ve mevcut tablo iyi tanımlanmış. Ayrıca bu bölümde satın almalarla büyümelere Hürriyet, Ülker, Arçelik örnekleri ile incelenmiş. Tespitler çok yerinde. Fakat keşke bu bölüm biraz daha geniş tutulsaydı. Bu şirketlerin izledikleri stratejilerin detaylarını öğrenmeyi isterdim.

Önce Yetenek Yaratılmalı bölümünü okuduğumuzda merhum Vehbi Koç’un ne denli büyük bir “yetenek avcısı” olduğunu anlıyoruz.

Kitabın son bölümünde Samsung’un başarısının altında yatan “Yoğunlaşma ve Küresel Bakış”, “Elden Çıkar ya da Sat” ve “Dinleyen Liderlik” stratejilerinin analizi yer alıyor. Ayrıca CEO’ların gelecek tahminleri ile geçmiş 500’den bugüne ulaşamayanların başarısızlık nedenleri bu gölümde incelenmiş.

Kitapta yer alan tartışmalardan oldukça etkilendim ve istifade ettim. Bunun yanında gözlerim “kadınlara özel” hazırlanmış bir bölüm aradı. Kişisel değerlendirmem eğer şirketlerimiz Gelecek 500’de yer almak istiyorlarsa kadınlara yönelik paradigmamız değişmeli. Kadınlar hem tüketim, hem de üretim tarafında son derece güçlü olmalarına rağmen bu potansiyeli yeterince kullandığımız söylenemez.

The Economist kadınları “Ekonomik büyümenin motoru” olarak tanımlıyor. Bir ailede alışveriş kararı % 70 oranında (bizde %100) kadınlar tarafından alınıyor. 21’inci yüzyıl aile yapısında, bir erkeğin karısının onaylamadığı kıyafeti giymesi, otomobili satın alması, akşam yemek yenilecek restoranı ya da tatilin geçirileceği oteli seçmesi çok güç. Bunun için üretim ve hizmet kadınlara yönelik kurgulanmalı.

Ancak asıl sorunu, kadın potansiyelinin işin üretim tarafına aktarılmasında sorun yaşıyoruz. Özellikle kadınların kritik pozisyonlara gelmesinde Tom Peters’ın son kitabında da altını çizdiği gibi biz erkelerin “hazım problemi” var. Bizim ABD’den farkımız hazımsızlığın boyutunda yaşanıyor. Daha açık bir ifade ile biz de “tavan cam değil”. Her açıdan çok net görülebiliyor. Hatta bu nedenle pek çok kadın yarıştan erken çekilmiş durumda.

Konu kesinlikle başarı ya da başarısızlık değil. Örneğin Fortune 500’deki şirketler içinde kadın yöneticilerin sayısı açısından ilk çeyrekte olanlarındiğer Fortune 500’e göre finansal getirilerinin %66, marjlarının %42, sermaye getirilerinin de %53 daha iyi olduğu belirlenmiş.

Bu nedenle şirketlerimize Gelecek 500’de yer almanın yollarını gösteren bu güzel eserin ikinci baskısında kadınlara daha fazla yer verilmesi gerektiğini değerlendiriyorum.


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.