Kurumsal İtibar Nedir?

0

Kurumsal itibarın yönetilmesi bir anda yönetim kurullarının gündemine girdi. Ne demekti itibar? Şöhret mi, nam salmış olmak mı, ünlü olmak mı, farklılaşmanın reçetesi mi? Hangisiydi? Yatırımcılara bir fayda sunabilir miydi?

İtibar Nedir? Bir şirketin zaman içinde sosyal ortakları nezdinde oluşan yansıması ve belirli bir anda davranışları, iletişimi ve beklentileri bir karışım halinde sunan ürün olarak tanımlandı.

Kurumsal itibar yönetimi ölçümlemeleri ile geniş uygulama alanı bulan Reputation Institute’un İtibar Katsayısı modelinin özellikle 2005 yılı sonuçlarına bakıldığında, 2 şirketin yıldızının gerçekten parladığı açıkça görülüyor. Apple ve Google. 2 şirket de son yıllarda inovasyona dayalı iş modelleri ile yatırımcılarını ihya ettiler, bunu hep beraber izledik.

Apple, 2005 yılında Reputation Institute’da 34. Sırada iken bir sonraki yıl 27. Sıraya yükselmiş ve bugünkü sırasını merak ediyorsanız http://www.reputationinstitute.com/thought-leadership/complimentary-reports-2012 linkinden 2012 yılının The Most Reputable 100 Companies raporunu bedava indirebiliyorsunuz. Ben size sadece resmini aşağıya kopyalıyorum.  Belki de bugüne kadar Türkiye’de adını hiç duymadığımız markaların nasılda bu 100 içinde var olduğunu görünce şaşırabilirsiniz. dikkat J Konusu açılmışken belirtmek isterim ki, bu konularla ilgili olarak internette hemen hemen tüm raporları bedava olarak indirebiliyorsunuz.. şöyle bir göz atmanızı tavsiye ederim..

Steve Jobs’ın yıllar süren suskunluğunu iPod ile bozmuş olması ve kendine inananları mahcup etmemesi, kurumsal itibar ile liderlik arasındaki ilişkinin en somut örneklerinden biri olarak gösteriliyor.

Wall Street Journal yazarlarından Ronald Alsop, söz konusu araştırmayla ilgili yazdığı makalenin girişinde şu satırlara yer veriyor: Bir çok şirket için iyi bir itibar oluşturmak 10 yıllar sürdü… Google ise, 7 yıl sonunda 100 yıldan daha uzun bir geçmişe sahip olan Johnson & Johnson ile Coca-Cola’nın ardından en beğenilen şirketler listesinde 3. Sırada yer aldı. Tüm bu çalışmalar gösteriyor ki, iş dünyasının itibarla ilgili bir gündemi var. Bu gündem kendiliğinden oluşmuyor. Şirketler, üretme, satma ve para kazanmanın dışında da yönetilebilecek alanların olduğu gerçeğinden hareket ediyor. Kendileri için gelecek güvencesi yaratmak ve bu güvenceyi sürdürülebilir kılmak açısından bunu bir zorunluluk olarak algılıyorlar.

Giden İtibar Kaç Yılda Geri Gelir? İtibar Para İle Alınamayacak Bir Şey

Ziraat Bankası’nın 2001 krizi sonrası tüm bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması süreci içinde iken yaşadığı dramatik bir olay, bankanın o dönemdeki Genel Müdürü Can Akın Çağlar’ın ağzından kamuoyuna şöyle yansımıştı: Para ile alınmayacak bir şeyimizi kaybettik. (Bu konuyla ilgili internette pek çok haber var, sadece bu cümleyi bile yazsanız karşınıza çok şey çıkıyor.) ziraat Bankası bilgisayar alt yapısını yenilerken, işler ve sistemler 2 gün durunca bir kaos yaşanmıştı. Çok ciddi problemler meydana gelmiş ve müşteriler uzun kuyruklar oluşturmuştu. Can Akın Çağlar o döneme ait bir anısını, Sabah gazetesinin 28 Kasım 2004 tarihinde; 74 yaşında çok sevdiğim bir müşterim var. Mehmet Amca; Evlat yolun başındasın. Para ile satın alamayacağın hiçbir şeyi kaybetme, dedi. Biraz düşününce bunun itibar olduğunu anladım, diyerek açıklamış.

İtibarın önemli bir kavram olduğuna dair benzer yüzlerce örnek verilebilir. Sözün geleceği nokta ne derseniz, kurumsal itibar konusunda günlük yaşamda bir çok şeyle karşıla bilirsiniz, bu sizin başınıza da gelebilir. Yani aslında sadece kurumlar değil, herkesin hepimizin bir itibarı söz konusu önemli olan bunu nasıl yönettiğiniz.

Çok güzel bir örnek daha var,  BP’nin 252 çalışanını Etik olmayan sebeplerle nasıl işten çıkardığına dair, aranızda merak edenler olursa aşağıdaki linklerden bakabilir.

http://www.personneltoday.com/Articles/12/04/2005/29212/BP-sacking-rate-for-unethical-behaviour-up-by-half.htm,

http://www.ethicsworld.org/ethicsandemployees/fvvalmontspeech.php

http://www.bloomberg.com/news/2010-09-23/bp-ex-commodities-head-quek-says-firm-had-atmosphere-of-fear-.html

Bir başka örnek ise, Nike ile ilgili, Nike’in üretimini yaptırdığı yerlerde çalıştırdığı çocuk işçiler ile ilgili çok ciddi başı derde girmiş ve marka zarar görmüştü. Daha sonra Nike çok güzel açıklamalar, raporlar ve gelişmelerle bu konuyu geliştirdi ve imajını düzeltti ancak o dönemde konuyla ilgili olarak sallantılı dönemler olmuştu. Bu konuyla ilgili olarak da aşağıdaki linklere bakabilirsiniz.

http://www.ft.com/cms/s/1/7839c950-b02b-11d9-ab98-00000e2511c8.html#axzz23QsJjZig

http://www.guardian.co.uk/environment/green-living-blog/2012/jul/06/activism-nike

http://novella.mhhe.com/sites/dl/free/0073524913/537900/Chapter_02.pdf

http://www.academicjournals.org/ajbm/PDF/pdf2012/27June/Reddy%20and%20Rampersad.pdf

Bu konuyla ilgili olarak ülkemizden yaşanmış bir olayı örnek vermek istiyorum. Türkiye’nin önde gelen bir şirketi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi için kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesi geliştirdi ve bu proje için küçümsenmeyecek bir kaynak ayırdı. Şirket yöneticileri bu projeyi Unicef ile birlikte yapmak istediler ve Unicef temsilcileri ile toplantıya gittiler ancak elleri boş döndüler. Çünkü karşılarına çıkan Unicef yetkilisi, ilgili şirketin ortaklarının bir başka şirketinin savunma sanayiine yönelik hizmet verdiğini ve silah üretimi içinde olabileceğini belirtti ve Unicef’in adının bu nedenle böyle bir projeye veremeyeceklerini belitti.

20 yıl önce toplumumuzun ya da dünyanın bu tarz duyarlılıkları yoktu! Şirketler, halkın gözünde farklı değerlendiriliyor ve algılanıyordu. O günkü beklentileri günlük yaşamın farklı noktalarına odaklanmıştı. Kimin daha büyük olduğu, ne kadar ciro elde ettiği, kaç kişi çalıştırdığı belki de önemliydi. Müşteri memnuniyeti için ciddi bir savaş veriliyordu. Müşteriyi memnun etmek gibi bir amaç, dilimize Müşteri velinimetimizdir gibi bir deyiş yerleşmiş olmasına rağmen, kurumsal bir performans hedefi haline dönüşmesi uzun yollar mümkün olmadı.


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.