Kurumsal İtibara Yatırım Yapmanın Geri Dönüşü

0

Geçen yüzyılda biçimlenen geleneksel yönetim ve patron anlayışı  arazi, bina ve donanıma yatırım yapmak, ancak akla para harcamamak yönündedir. Kaçınılması gereken harcamaların başında da kurumsal iletişim ve eğitim gelir. İtibarın önemi konusunda kimsenin kuşkusu olacağını sanmam. Fakat doğal olarak, itibarımızı korumak ve geliştirmek her şeyden daha değerli kılmak için Ne yapabiliriz? Nasıl yönetebiliriz?  Gibi sorulara ilişkin yanıtlarımızda zorlanıyoruz.

Çünkü itibar için dürüst ve güvenilir olup işimizi doğru yapmanın yeterli olacağına, böylece itibarın kendiliğinden doğup gelişeceğine inanıyoruz. İtibarın aslında, iletişimle ilgili bir mesele olup yönetilmesi gereken bir şey olduğunuz herkes gibi biz de yeni yeni öğreniyoruz. İtibar kişi ve kurumlar için önemli bir değer. İtibarın yitirilmesi durumunda, sahip olduğumuz para, mal ve mülkler iskambil kağıdından kuleler gibi dağılıp çöküveriyor. Yitirilen itibarın yeniden kazanılması ise uzun ve çok zorlu bir süreç gerektiriyor.

İtibarın önemi ve nasıl yönetileceği, başta şirket yöneticileri olmak üzere hepimizin üzerinde titizlikle durulması gereken bir konu. Bu nedenle kurumsal itibarın, her şeyden önce şirketlerin toplum değerleriyle çelişmeyen vizyon, misyon, değerler ve kültürden oluşan kurumsal temelleri üzerine, iş hedefleriyle ilişkilendirilerek yönetilmesi gerekiyor. Bu noktada, iyi kurumsal yönetim ilkeleri, kurumsal sosyal sorumluluk  ve koşulsuz iç ve dış müşteri mutluluğu gibi kavramlar büyük önem kazanıyor. CEO ise hem itibarı yaratan unsurların başında geliyor hem de tüm bu itibar bileşenlerinin yönetiminden sorumlu bir kişi olarak büyük önem taşıyor. Kurumsal itibarın yaratılabilmesi, itibar bileşenleri iletişiminin yönetilmesinden geçiyor.

İtibarınızı yönetmekten daha önemli bir işiniz var mı?

Eskiden işler daha kolaydı. İtibar coğrafyanız sınırlı, korumak zorunda olduğunuz itibarınıza yöneltilen tehditler sayılabilirdi. Ancak durum artık sonsuza dek değişmiş görünüyor. Bu nedenle iş itibara geldiği zaman akan suların durması gerekiyor. Çünkü itibarın olmadığı yerde varlık nedenimizin de ortadan kalkması söz konusu.  İtibarı yaratmak! Kulağa hoş geliyor. Ne yapmamız gerektiği konusunda ikna edici de.. Fakat bunu nasıl başaracağımız konusu, hala net değil.

Ölçemezsen bilemezsin, bilemezsen yönetemezsin.

İtibar belki her şeydir ancak asla bir yöntem değildir.

İtibarı yaratan da, kaybettiren de sonuçta insanlar..

Kurumsal itibar kavramı başlangıçta, iletişim okyanusunda yüzerken karşımıza çıkan bir adacık gibi görünüyordu. Biraz yaklaşınca bunun bir adacık değil, bir buzdağı olduğunu anladık. Bununla beraber buzdağının su altındaki kısmının ne kadar büyük olduğunu henüz kimse keşfedemedi.

İster liderlik boyutunda, ister kurumsal boyutta olsun itibarın yönetilmesi ile ilgili bir gündemimiz varsa, değişen dünyanın, değişen toplumsal duyarlılıklarını  iyi anlamanız ve yorumlamanız gerekiyor. Son yıllarda bu değişimin ayak sesleri duyuluyor. Dünya nüfusunun sadece %20’sinin refahının artmasına karşılık, gelecek kuşaklara yaşanabilecek bir dünya bırakılamadığı bilincinin, hükümetlerin tekelinden çıkıp tek tek bireyler arasında yayıldığı bir dünyada yaşıyoruz artık. Şirketler iyi kurumsal vatandaş olma zorunluluğuyla 20. Yüzyılın son çeyreğinde tanıştı.

Enformasyon Devriminin Etkileri

1980’lerde gerçekleşen enformasyon teknolojilerindeki devrime öncülük edenler, bilgiye ulaşmayı zahmetsiz ve ekonomik kılarken, paylaşılan bilgini erişebileceği gücü be kadar hesaplayabilmişlerdi acaba? Bilginin erişim gücü ile şeffaflaşan toplumun hesap sorma kabiliyeti karşısında hükümet etmek, şirket yönetmek veya bir sivil toplum kuruluşunun lideri olabilmek eskisi kadar kolay değil. Bu konunun itibar yönetimi ile doğrudan bir ilişkisi vardır. Bilginin çok hızlı yayılması ve bir kanaat oluşturarak ortaya bir eylem çıkarması, doğrudan ilişkisini göstermektedir.

Daha önce kurumsal vatandaşlık sorumluluklarını yerine getiren doğru dürüst bir şirket yokken, iyi bir kurumsal vatandaş olmak çok geçerli bir kriter idi. Şimdi bu yöndeki kanaat,  İyi birer kurumsal vatandaş olmak zorundasın. Bunun dışında ne yapıyorsun? A çevrilmiştir.

İtibar bir umut ışığı mı?

2004 yılının son günlerinde Güney Asya’da yaşanan büyük tsunami faciasının hemen ardından tüm dünya, hem gelişmiş ülkelerin liderleri hem global şirketler hem de sivil toplum kuruluşlarına not verdi. Felaketin büyüklüğünü başlangıçta algılayamayan ve yardım katkısını felaketle orantılı bir içerikte ortaya koyamayan herkes sınıfta kaldı. Global şirketler – Microsoft, Siemens gibi- büyük facianın ilk haftasında 3 milyon Euro bağışla hemen harekete geçerken, dünyanın süper gücü ABD’nin yapacağı yardımı 35 milyon dolar olarak açıklandı. ABD Yöneticileri açıklanan bu yardım miktarı ile ilgili olarak büyük eleştirilere uğrayınca rakam 350 milyon dolara kadar çıktı. Ama iş işten geçmişti. George Bush yönetiminin itibarı bu olayla bir kez daha sarsılmıştı. Toplanan yardımın bölge halkına ulaştırılmasında ciddi bir koordinasyon sorunu yaşayan Birleşmiş Milletler de itibar konusunda kırık not aldı.

Sokaklar sorguluyor

Peki ne olmuştu? Tokyo’da, Washington’da, Pekin’de, İstanbul’da dünyanın her yerinde sokakta yürüyen insanlar felaketi ve imkanı olanların katkılarını sorguluyordu.  Günümüzde Aferin! Ve Yazıklar olsun! Arasında gidip gelen basit bir algılama süreci, itibarın hammaddesini oluşturuyor. Bu kadar basit! Sonradan çıkıl işin doğrusu veya gereği yapılsa bile oluşmuş kanaatin tersine çevrilmesi pek mümkün değil. Çünkü değerler ve duyarlılıklar o anda bir kanaat notunun verilmesini emrediyor. İnsanlar sorgulamaya önce kendi çevrelerinden başlıyor. Sözgelimi çalıştığı iş yerini yönetenlerin kendisi kadar duyarlı olup olmadığını sorguluyor. Yaşadığı yerin yerel yönetimindeki insanlardan kendi duyarlıklarını temsil eden sivil toplum kuruluşları var mı? Bu kuruluşların projeleri var mı? orada gönüllü olarak yer alabilir mi?

Bu sorgulamalar şirketler, liderler, markalar için birer kanaat notuna dönüşüveriyor. Kimisine karşı çok olumlu, kimisine karşı ise çok olumsuz kanaatler geliştiriliyor. Bu kanaatlerin oluşmasında gözlemler ve tanık olunan olaylar etkili oluyor. Kurumsal itibarın yönetilmesi ile ilgili yoğun akademik çalışmalar yapmış olan Prof. Dr. Charles Fombrun iyi bir itibarı davetiyeye benzetiyor. Yüksek bir itibarın kapıları açtığını, başkalarını davet ettiğini, müşterileri ve yatırımcıları beraberinde götürdüğünü söylüyor. Fombrun, iyi itibarın önemsenmesi gerektiğini özellikle vurguluyor ve bunun şirketi rakiplerinden ayrıştıracak ana kaynaklardan biri olduğunun altını çiziyor.

Peki siz itibara yatırım yapmak ve itibarı yönetmek konusunda ne düşünüyorsunuz?


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.