Liderliğin Karanlık Yüzü

0

Kim olursak olalım, hepimizin içinde bizi normal kişiliklerimize uymayan eylemler yapmaya yönelten olumsuz dürtüler bulunur. Karanlıkta kalan bu yanımız kıskançlık, nefret veya saldırganlık gibi şeylerden oluşur ve biz hoş olmayan bu yanımızı saklarız. Çocukken, anne babamızın ve öğretmenlerimizin  nelere kızdıklarını çabucak öğreniriz. Suçluluk duygusu ve utanmayla tanışır ve başkaları tarafından beğenilme umuduyla olumsuz dürtülerimizi bilinçaltına iterek bastırırız. Bu karanlık yan yadsınırsa, Liderlik potansiyeli sınırlanır. Peki,  bu nasıl olur?

Örnek 1: İnsan Kaynakları Bölümü iyi bir Satış ve Pazarlama Müdürü bulmak için ciddi paralar harcadı ve Merve Güngörmez’in şirkette kalmasına sevindi. Merve’nin ürün bilgisine ve piyasayı kavrayışına hayran oldular. Ne var ki, bir ay içinde Satış ekibinden 2 kişi şikayette bulundu. IK ne olduğunu merak ediyordu. Satış ekibiyle yapılan toplantıda yeni Satış Müdürünün çok verimli, fakat huysuz biri olduğu, bu nedenle satış ekibi için işe gelmenin ve özellikle de Pazartesi sabahları düzenlenen haftalık toplantılarının eziyete dönüştüğü ortaya çıktı.

IK Müdürü Merve ile konuşmaya karar verdi. Sohbet sırasında Merve geçmişte siniriyle ilgili sorunlar yaşadığını, fakat kendini kontrol etmek için gerçekten çaba sarf ettiğini söyledi. Yönetici Merve’ye ne zamandan beri ruhsal bir sorunu bulunduğunu sordu. Merve  çocukluğunda babasının ilgisini kazanmak için abisiyle yarışması gerektiğini itiraf etti.

Önceleri bu kadar kıskanç olmaktan nefret ediyordu ve bu yüzden istediği ilgiyi elde etmek için bağırarak kıskançlığını gizlemeyi öğrenmişti. Artık bağırmak onun açısından diğer insanların ilgisini çekmenin bir yolu haline gelmişti.

İçimizde hoşumuza gitmeyen, nefret ve inkar ettiğimiz, karşı geldiğimiz veya reddettiğimiz ne varsa, kendimizi değerli hissetmemizi engeller. Bunları varlığımızın bir parçası olarak kabul etmediğimizde, saklamak için enerji harcarız. Sorun, kendimiz hakkında kabul etmekten kaçtığımız ne varsa, en beklemediğimiz anda kafasını kaldırıp kendini göstermesidir.

Örneğin; iş arkadaşlarınızla güven ilişkisi kurmak için aylar harcamışsınızdır, sonra öyle bir şey söyler ya da yaparsınız ki bu güven ilişkisi anında yıkılır. Kendimize güvenmiyor ve kendimizi değerli bulmuyorsak, bu başkalarıyla olan ilişkilerimizi de etkiler.

Liderlik gerçek kimliğimizin bir parçası olmalıdır, bu, kendini tanıma ve kendini bilmeyi gerektirir. Bunun anlamı kendinizi olduğunuz gibi kabul etmektir. Kendinizi her yönüyle tanıdığınızda, kendinizi korumak için bir kabuğa ihtiyacınız kalmaz. Ve kendinizi olduğunuz gibi gösterdiğinizde, başkalarıyla ilişki kurarsınız. Lider olmak için kendinizi dönüştürürken farklı bir insan haline gelmezsiniz, tam tersine bir imaj veya yapay kişilik değil, kendiniz olursunuz.

‘İYİ’ LİDER

Sık sık iyi Lider ile kötü Lider arasındaki farkı ortaya koymamız istenir. Bu kolay değildir, ancak farkı gösteren ipuçları mevcuttur. Birincisi, iyi Lider kendisine değil, bir amaca hizmet eder. Şimdi bazıları Hitler’in de ulusu bir araya getirmek, gururunu yeniden onarmak gibi bir amaca hizmet ettiği tartışmasını başlatabilir. Hitler’in korkusu ülkenin korkusu olmuştur ve daha sonra kontrol ile nefret yer değiştirmiştir. Amacın ahlaki bir öğretisi olmalı mıdır? Bir amaca hizmet etmek iyi Liderlik için yeterli midir?

İhtiyaç duyulan, sürekli öğrenen, sağduyu sahibi ve iyi Liderlik uygulayan bireylerdir. Bu, ölçülebilen, bir yetkinlik kıstasına vurulabilen veya eğitsel yöntemlerle değerlendirilebilen bir şey değildir.

OLUŞ OLARAK LİDERLİK

Liderliği bir konum değil, bir ‘oluş’ olarak kabul ettiğimizde, onun ayırt edici özellikleri olarak karşımıza güç ve para egoları değil, karakter, dürüstlük, öğrenme, cesaret, kendinin farkında olma, hizmet etme, davranış ve eylem sorumluluğunu alma ortaya çıkar. Aynı zamanda önemli olanın şimdi, bugün ve her zaman ne yaptığımız olduğunu da kavrarız.

CESARET BULMAK

İyi bir Lider kalbiyle, özgünlüğüyle ve kendini bilerek hareket eder ve ne olabiliyorsa, onu olur. Bu cesaret ister ve cesaret insanın içinden gelir.

Liderlik yolu kolay bir yol değildir; bazen korkular ve tembellik kişilerin atıl potansiyellerini açığa çıkartmasını engeller. Arzuladığınız Lidere dönüşmeyi istiyor musunuz? Neden? Bu NEDEN sorusu engelleri aşmanızı sağlayacaktır. Sıklıkla işitilen engellerden biri de Liderin yalnız olmasıdır.

YALNIZLIKLA BAŞ ETMEK

Liderliği bir KONUM olarak algılarsak, hiyerarşinin tepesinde yapayalnızlık yeri gibi görünür. Bu, sorumluluk almak isteyen pek çok insanı durdurur ve bu insanlar alışkın oldukları şeyleri yaparak GÜVENLİ SULARA YELKEN AÇAR. Bu bakış açısı doğru mudur? Yalnızlık bir ruh hali midir? Yoksa bir konum mudur?

Kuşkusuz, üst düzey yönetici ve müdürler arasında politik oyunlar ve dönen ve hatalara hoşgörü gösterilmeyen çok hiyerarşik bir kuruluşta en tepede olmak yalıtılmışlık gibi görünebilir. Bu, yönetici koçluğunun neden bu kadar popüler olduğunu gösterir.

Liderlik yaparken hatırlamanız gereken bazı şeyler var. En büyük başarıların bireylerden kaynaklandığı şeklinde bir inanış vardır. Daha yakından incelediğimizde, ister yelkenli yarışında rekor kırmak, ister Everest’e tırmanmak, ister en başarısız bir okulu şaha kaldırmak, isterse bir işi büyütmek olsun, başarı elde etmede ekip çalışması ve işbirliğinin birer faktör olduğunu görürsünüz.

Liderlik yalnızlık anlarına da yol açar. Liderlik bedelleri olan iyi bir şeydir ve en büyük bedel yalnızlıktır. Elbette zor kararlar alacağımız ve çok büyük sorumluluk duygusu taşıyacağımız anlar olacaktır. Eğer kendi içimizdeki iç görü ve cesaretle bağ kurmaya zaman ayırırsak, bunların üstesinden gelme cesaretini ve iç görüyü içimizde buluruz.

KENDİNE GÜVENMEK

Yalnızlıkla baş etmenin anahtarı kendine güvenmek, değerlerini bilmek ve kendine karşı dürüst olmaktır. Kendimize güvendiğimizde, başkalarına da güveniriz. Kendi değerlerimizi bildiğimizde, başka insanların da onları harekete geçiren farklı değerlere sahip olduğunu anlarız. Birine göre yaratıcı olma özgürlüğü, başkasına göre aile ve güvenlik değer sayılabilir. Çeşitliliğimizi anlamaya başladığımızda, bütün çalışanlara aynı şeyi isteyen kişilermiş gibi davranmanın aptalca olduğunu kabul ederiz.

Ve nihayet kendimize karşı dürüst olur, içimizden gelen sesi ve sezgilerimizi dinlersek, belli zamanda ne bildiğimizi bildiğimiz için kendi açımızdan en iyi olan kararları alırız. Daha fazlasını yapamazsınız. En kötü senaryo kişi karar vermeyi ertelediği veya reddettiği zaman yaşanır. O zaman kişiler yaşamlarını korkunun yönetmesine izin verir.

DÜNYAYA BAKMANIN  2 YOLU VARDIR

Dünya, kendimizi korumaya alacağımız, birikim depolayacağımız, sadece işimizi yapıp gerisine karışmayacağımız, ailemizi güvence altına almaktan başka bir şey istemeyeceğimiz, bunu her şeyin merkezine koyup geri kalan her şeyi kendi başının çaresine bakmaya bırakacağımız ve değişimin güvenlik isteği kadar arzulanmadığı ürkütücü bir yer olarak görüşebilir.

Ya da dünyayı, heyecanın, sürekli öğrenmenin ve zorlukların bizi büyüttüğü, çocuklara bağımsız olmaları için yeteneklerini geliştirme olanağının sunulduğu ve yeni şeyler keşfetmeleri ve denemeleri yönünde desteklendikleri, belki kendi işimizi yaptığımız ve yaptığımız işin kim olduğumuzdan ayırt edilemeyecek bir iş olduğu, dünyanın bizimle bağlantı kurduğu ve böylece bilgi ve becerilerimizi katkı sunmak için bir şekilde paylaşabildiğimiz bir dünya olarak görürüz.

Siz dünyayı nasıl görüyorsunuz?
Çoğumuz bu 2 örnek arasında bir yerde dururuz, ancak birine daha fazla eğilim gösteririz. Dünyayı nasıl algıladığımız, korkuyla mı yoksa sevgiyle mi yaşadığımıza bağlıdır. Korkuyla yaşadığımızda, Liderlik potansiyelimiz korku tarafından sınırlanır. Korkular, aptal gibi görünme korkusundan başarısızlık, hatta başarılı olma korkusuna kadar uzanır.
Herkes yaşamının bir döneminde korkuyu yaşar, ama korkusuyla yüzleşip onunla baş eden insanla, sorunlardan kaçan veya korkusunun hayatını belirlemesine izin veren insan arasında fark vardır. Korkumuzla bir kere tanıştık mı , artık korkmamayı tercih edebiliriz.

ŞİRKETLERDEKİ KORKU
Korku şirketlerde enerjiyi, yaratıcılığı, inisiyatifi, güveni ve Liderliği her düzeyde engeller. Bu korku yöneticilerde kendini sinirlilik, hatta zorbalık olarak gösterir. Korku zamanla, istediğimiz şeylerden bile kaçmamıza neden olabilir. Kaçma yöntemleri bazen çocukken öğrenilir ve yetişkin olduğumuzda da nasıl kaçtığımızın bilincine varmayız. Kariyer sahibi olmak umuduyla bir kuruluşa gireriz ve kültürü ‘devam ettirmek’ için başınızı öne eğmenin en iyi yol olduğunu ve yeni fikirlerin hoş karşılanmadığını hemen öğreniriz.


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.