Yaratıcılık Doğuştan mı Gelir?

0

Sizlere Harward Business Review Dergisi’nden özetleyeceğim bir makaleyi paylaşacağım bugün. Bu özetleyeceğim makaleyi ben çok beğendim. Makaleyi, http://www.ideo.com/ CEO’su Tom Kelley ile  UC Berkeley’s Haas School of Business ve University of Tokyo’da öğretim üyesi olan kardeşi David Kelley beraber yazmışlar. Makalenin tamamını okumak isterseniz, HBR Türkiye Kasım – Aralık 2012 sayısında bulabilirsiniz.

 

Yaratıcı Güveninizi Yeniden Kazanın

Çoğu insan doğuştan yaratıcıdır. Çocukken, hayali oyunlar oynamaktan, tuhaf sorular sormaktan, yuvarlaklar çizip onlara dinozor demekten zevk alırız. Ama sosyalleşmekten ve örgün eğitimden dolayı birçoğumuz zamanla bu dürtülerimizi bastırmaya başlarız. Karar verirken daha temkinli, daha dikkatli, daha analitik olmayı öğreniriz. Dünya yaratıcılar ve yaratıcı olmayanlar şeklinde ikiye ayrılmış gözüküyor ve birçok insan bilinçli ya da bilinçsizce kendilerini 2. kategoriye koyuyorlar.

Hal böyleyken yaratıcılığın her alanda başarı için önemli olduğunu biliyoruz. IBM’in yakın zamanda dünya çapındaki üst düzey yöneticilerle yaptığı bir ankete göre yaratıcılık, günümüzde liderlerde en çok rağbet gören özellik. Yaratıcı düşünmenin Facebook ve Google gibi girişimlerden tutun da P&G ve GE gibi köklü olanlara kadar sayısız şirketin yükselmesine ve başarısını devam ettirmesine olanak sağladığını hiç kimse inkar edemez.

Öğrenciler, yaratıcılıklarını geliştirmek için genellikle Standford Üniversitesinin tasarım okulu olan d.school’a gidiyorlar. Müşteriler aynı sebeple bizim tasarım ve inovasyon danışmanımız IDEO’yla çalışıyor. Yeni fikirler üreten doğal yeteneği ve bunları ortaya çıkaracak cesareti yani yaratıcı güvenlerini yeniden keşfetmelerine yardımcı oluyoruz. Bunu, bizi frenleyen 4 korkumuzu yenebilmek için stratejiler göstererek yapıyoruz. Bu korkular;

  • Karmaşık belirsizlik korkusu
  • Yargılanma korkusu
  • İlk adımı atma korkusu ve
  • Kontrolü kaybetme korkusudur.

Söylemesi kolay ve belki buna katılmayacaksınız ama biliyoruz ki insanlar en köklü korkularını bile yenebilirler. Dünyaca ünlü Psikolog ve Standford’da Profesör olan Albert Bandura’nın çalışmasını ele alalım. Daha önce yaptığı bir dizi deneyde, insanların ömürleri boyunca mustarip oldukları Yılan Fobisini yenmelerine, onlara zorlu etkileşimlerle yol göstererek yardım etti.

Denekler 1 yılanı ilk önce 2 taraflı aynayla izleyerek başladılar. Kendilerini rahat hissettiklerinde yılanı açık bir kapıdan izlemeye devam ettiler. Ardından yılana dokunan birini izlediler, daha sonra yılana kalın deri eldivenlerle dokundular ve en sonunda da çıplak elle yılanla temas ettiler.

Bandura, bu adım adım başarıyı tecrübe etme sürecine “güdümlü hakimiyet”  diyor. Bu süreci geçiren insanlar, yalnızca tedavi edilemeyeceğini iddia ettikleri bu korkudan kurtulmakla kalmadılar, aynı zamanda at binme, topluma hitap etme gibi yeni ve korkutucu olabilecek aktivitelere katılarak daha az endişeleri olan ve daha başarılı insanlara dönüştüler. Daha fazla uğraştılar, daha uzun süre direndiler ve başarısızlık karşısında daha fazla direnç kazandılar.

Zorlukları küçük adımlara bölün, ardından da bunları teker teker yenerek kendinize olan güveninizi kazanın.Yaratıcılık sadece doğuştan sahip olduğunuz bir yetenek değil, pratik ettiğiniz bir şeydir. İlk başta bu süreç biraz rahatsız edici olabilir ama yılandan korkanların da öğrendiği gibi bu rahatsızlık kısa sürede kayboluyor ve yerini bir güven ve yeteneklere bırakıyor.

 

Karmaşık Belirsizlik Korkusu

İş alanında yaratıcı düşünme, müşterilerle (iç veya dış olması fark etmez) empati kurmakla başlar ve bunu bir masanın arkasında otururken elde edemezsiniz. Evet, belki ofisinizde rahat ediyor olabilirsiniz. Dışarıdaki dünyada ise durum biraz daha karışık. Beklenmedik durumlarda, belirsizlikle ve duymak istemediğiniz şeyler söyleyen mantıksız insanlarla başa çıkmanız gerekebilir, ancak iç görü ve yaratıcı buluşları bu dünyada bulabilirsiniz. Bir hipoteziniz olmasa bile, bilginin peşinden işe girişmek size yeni bilgilerin kapısını açabilir ve pek görünür olmayan ihtiyaçlarınızı keşfetmenize yardımcı olabilir.Aksi takdirde, sadece hali hazırda sahip olduğunuz fikirlerin yeniden onaylanmasını veya başkalarının size ne yapmanız gerektiğini söylemesini beklemeyi göze alırsınız.

Standford Business School Profesörü Jim Patell’in verdiği Extreme Affordability dersini alan, 1 Bilgisayar Uzmanı, 2 Mühendis ve 1 MBA öğrencisini ele alalım.

Californiya’ın banliyösünde güven içinde yaşarken, gelişmekte olan ülkelerdeki yeni doğan bebekler için düşük masraflı bir kuvöz araştırmak ve tasarlamak üzerine bir projeyi tamamlamadıklarını fark ederler.  Cesaretlerini toplar ve Nepal kırsallarına giderler. Önce aileler ve doktorlarla konuşarak en çok tehlikede olanların, hastaneden uzak bölgelerde erken doğan bebekler olduğunu öğrenirler.

Nepalli köylüler, hastanelerinde daha ucuz bir kuvöze değil, doktor gözetiminden uzaktayken bebekleri sıcak tutacak bir yönteme ihtiyaç duyduklarını söylerler. Bu iç görüleri içinde sıcaklığı hapseden bir madde bulunan bir torbayı ihtiva eden minyatür bir uyku tulumu tasarlamaya yöneltir. Ana Kucağı Bebek Isıtıcı, geleneksel kuvözden %99 daha az maliyetli ve dışsal bir güç kaynağı olmadan 6 saate kadar doğru sıcaklığı koruyabiliyor. Bu inovasyon, her yıl milyonlarca düşük doğum ağırlıklı ve erken doğmuş bebeğin hayatını kurtarma potansiyeline sahip ve bu fikir, sadece grup üyelerinin kendilerini bilmedikleri bir bölgeye atmaya istekli olmaları sonucu ortaya çıktı.

 

Yargılanma Korkusu

Eğer karalayan, şarkı söyleyen, dans eden anaokulu öğrencisi, kontrol altına alınmamış yaratıcı anlatımı simgeliyorsa, tuhaf ergenler de tam karşıtını temsil eder: Diğer ergenlerin ne düşündüklerini derinden umursayanları. Bu yargı korkusu birkaç yıl içinde gelişir ancak yetişkinlik dönemlerinde de bizimle kalır ve çoğunlukla kariyerimizi kısıtlar.

Çoğumuz şunu kabul ederiz ki, örneğin kayak yapmayı öğrenirken, alışıncaya kadar diğer insanlar düştüğümüzü görür. Ne yazık ki iş dünyasındaki egomuzu aynı şekilde tehlikeye atamayız. Sonuç olarak potansiyel yaratıcı fikirlerimizi yok ederek kendimizi düzeltiriz, çünkü patronlarımızın ya da akranlarımızın başarısız olduğumuzu görmesinden korkarız. Güvenli çözümlere veya tavsiyelere bağlı kalırız. Diğerlerinin risk almasına izin vererek geri çekiliriz ama sürekli kendinizi sansürlediğiniz takdirde yaratıcı olamazsınız.

Bu mücadelenin yarısı, kendini yargılamaya karşı koymaktır. Kendi sezgilerinizi dinler ve iyi veya kötü tüm fikirlerinizi sahiplenirseniz, bu korkunuzu aşmada epey yol kat etmiş olursunuz. Düşüncelerinizin aklınızdan uçmasına ve boşa gitmesine izin vermek yerine, bunları düzenli olarak bir fikir defterine hapsedin ve sonra o defteri açın ve bu fikirleri değerlendirin. Evinizde beyaz bir tahta ve bir tahta kalemi bulundurun. İşinizin sadece düşünmek veya yürüyüş yapmak ve hayal kurmak olduğu günlük beyaz boşluğunuzu programınıza yerleştirin.

Fikir üretirken 100 yerine 10’u hedefleyin. Kendi yargılamalarınızı sonraya bırakın ve adımlarınızı atın…

 

İlk Adımı Atma Korkusu

Kendi yaratıcı fikirlerimize sahip çıkmak istediğimizde bile bunlara göre davranmanın kendine göre zorlukları vardır. Yaratıcı çabanın en zor dönemi başlangıcıdır. Yazar boş bir kağıtla, öğretmen okulun başlangıcıyla, iş adamları yeni bir projenin ilk günü ile karşı karşıya gelir. Daha geniş anlamda yeni bir yolu planlama veya tahmin edilebilir iş akışını bozma korkusu üzerine de konuşuyoruz. Bu durağanlığı aşmak için iyi fikirler yeterli değildir. Planlamayı bırakmalı ve işe koyulmalısınız. Bunu yapmanın en iyi yolu, tüm göreve odaklanmayı bırakıp, şu anda başarabileceğiniz küçük bir parça bulmaktır.

Kitapları çok satan Anne Lamott bu fikri ustalıkla çocukluğundaki bir hikayeden alır. Erkek kardeşine kuşlarla ilgili bir ödev verilir ancak çocuk bu ödevini yapmayı son güne bırakır. Ödevin altından kalkamadığı için neredeyse ağlayacaktır. Bunun üzerine babası zekice bir öğüt verir; Kuş ve kuş ahbap. Kuşları teker teke ele al! İş alanında da, kendinize şunu sorarak ilk adımı atmayı zorlayın; Düşük maliyetli deney nedir? Daha büyük bir amaca ulaştıracak ilerlemenin en hızlı, en ucuz yolu nedir?

Sloganımız şu; Hazır olma, başla! Eğer daha küçük bir işle başlarsanız, ilk adım daha az gözünüzü korkutacaktır ve sizi hemen başlamaya zorlayacaktır. Ertelemek ve endişenizin artmasına izin vermektense, yılana milim milim yaklaşmayı deneyin.

 

Kaybetme Korkusu

Güven, fikirlerinizin iyi olduğunuz anlamına gelmez tam tersi, işe yaramayan fikirleri salı verme tevazusuna sahip olmak ve başkalarından iyi fikirler alabilmek demektir. Mevcut durumu bırakıp birlik içinde çalışırsanız ürününüz, takımınız ve işiniz üzerindeki kontrolü feda edersiniz ancak yaratıcı kazanımlarınız bunu telafisinden fazla olacaktır.

Tekrar ediyorum; küçük parçalarla başlayabilirsiniz. Zorlu bir durumla karşı karşıyaysanız, toplantıya bu konu ile ilk defa ilgilenecek insanları çağırın. Veya haftalık toplantı rutinini bozun ve odadaki en kıdemsiz kişiye gündemi belirleme ve toplantıyı yönetme görevi verin. Kontrolü devretme imkanlarını gözetin ve değişik perspektifler sağlayın.

 

Cesaret sadece küçük adımların birikimidir. İşe başlamak için beklemeyin. Bugün korkularınızdan kurtulun ve yaratıcı güveninizi pratik etmeye başlayın.


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.