Yaratıcılık; Güvenli Limanlardan Sisli Kıyılara Yolculuk…

0

Zıtlıkların bir araya gelmesi “yeni”yi yaratacağına inanın, farklı düşünürken olumsuz duygusal reaksiyonlar vermek istemeyenler ve zihinlerindeki kalıpları yıkmak isteyenler için yazıldı bu yazı..

Düşüncelerimizi, insani duyarlılıklarımızı ve kendi kişisel potansiyelimizi bugüne kadar bizlere söylenenlerin üzerine çıkarmak… Düşünen liderlere esin kaynağı olmayı amaçlıyor; okurun kendi düşünme modellerine ve süreçlerine yolculuğa çıkmasını sağlayarak, orijinal düşüncenin önündeki engellerden kendisini kurtarmaya rehberlik ediyor.

Unutmayalım, yaratıcılık size rehberlik eder, güçlendirir ve yaratıcı aksiyonlar için katalizör ve düşünen lider olarak konumlanmanızı sağlar. Bizden önce gelenler bizi eğitti, ”uygun” inançları nakletti. Aldığımız talimat asla nasıl düşüneceğimiz değil, ne düşüneceğimiz üzerine kuruluydu. Milyonlarca kişi güvendikleri kişiler tarafından kendilerine öğretilenlere inanarak büyüdü. Uygun görülen otoritelere itaat etmek için kendi gücümüzden feragat ettik, bu arada kendi yaratıcı güçlerimiz de köreldi. Ancak şimdi şimdi neler olduğunu net biçimde görebiliyor ve kendi orijinalliğimizi yeniden keşfetmek ve uyandırmak için gitmemiz gereken yolu araştırmaya başlıyoruz.

Kendi beceri hafızanızı canlandırmayı hedefleyin ve kendinize bir yol haritası oluşturun. Hedefiniz yaşamınızda ilerleme kaydetmek, her deneyimi benzersiz bir bütünlüğe dönüştürmek… Yaratıcı düşünen biri olmak için yeni ufuklara açılan bir keşif kolu, bir maceraperest ve esinlendirici, düşünen bir lider haline gelmemiz gerekiyor.

Yaratıcılık, biraz dikkat ve zihinsel disiplinle öğrenilebilir ya da yeniden keşfedilerek geri çağrılabilir. Her yaratıcı harekette olduğu gibi orijinal düşünme konusunda da yüksek bir farkındalık düzeyi gerekir; kutuplar arasında köprü oluşturulmalı, korkusuzluk sergilenmeli, bilinmeyen için bilinenden vazgeçmek göze alınmalıdır. Bu uzun ve zorlu bir süreçtir. Serbest bırakmayı, “bilinenin” güvenli limanlarından olasılıkların sisli kıyılarına yolculuk yapabilmek için rıhtımdan vira etmeyi gerektirir.

Yaratıcı düşünmek, öğrenmekten çok öğrenmemek ile ilgilidir. Kişinin kendi düşüncelerini gözlemlemeyi bilmesi ve bunların gerçekten kendimize mi ait olduğunu, yoksa bize miras kalanların bir yankısı mı olduğunu ayırt etmek gereklidir. Baudelaire gerçek dehanın; iki karşıt düşünceyi eşzamanlı olarak zihnimizi kaybetmeden bir arada tutabilme becerisinde yattığını söyler. Bu, orijinal düşünmeye giden tek adımdır: Tek bir düşünceyle başlamak, karşıtlarını gündeme getirmek ve büyük bir sentez yaratmadan önce çarpışmalarını sağlamak…

Zihinlerimizle kalbimiz arasındaki tünelleri aştıkça, bedenimizin verdiği mesajlara güvendikçe ve ikilemlerin yarattığı engellerin üstesinden gelmeyi öğrendikçe ona karşı koymak yerine benimsemeye başlar, içselleştirir ve kutuplar birleştikçe ortaya çıkanları gözlemleyebiliriz.

Dünyayı ve kendimizi farklı gözlerle görebilmemiz için üç aşamalı bir süreç vardır..

Geçmişi serbest bırakın: Kendinize ait olmayan düşünce/değer ve yargılardan kurtulun. Şair Walt Whitman şöyle der: “Okulda, kilisede ya da herhangi bir kitaptan öğrendiklerinizi yeniden gözden geçirin ve kendi ruhunuzu rahatsız eden her şeyden kurtulun.”

Yaşamımız boyunca kendimizinkinden farklı düşüncelerle savaşır, bize benzeyen kişileri ararız. Bu sıradan düşünceler bizi bugün olduğumuz yere getirmiştir. Yaratıcı düşünmek bizi mevcut durumumuzun ötesine taşıyabilecek tek şeydir. Yaratıcı düşünmek; işbirliği yapabilmek, anlamak için karşıt olanı aramayı gerektiren bir süreçtir. Bu sayede iki farklı düşüncenin yeni birini yaratan bir füzyon olduğunu anlayabiliriz. Nasıl, uzun süre kullanmadığımız kaslarımızı çalıştırabilmek için egzersiz yapmamız gerekirse, körelen zihinlerimizi de bu yeni duruma hazırlamamız gerekir.

Bu dönüşüm sürecinde yeniden düşünmek önemli bir adımdır. Bu bilgi düzeyine duygu ve hareketlerimizi eklemek de en az bunun kadar önemlidir. Düşünen liderler yeni fikirleri kuru bir biçimde sunmaz. Kendi kalp ve zihinlerini de dikkate alarak hareket ettikleri için onları öncü hale getiren heyecan ve güvene dayalı enerji duygusudur. Carl Jung duyguları, farkındalığın baş kaynağı şeklinde tanımlayarak, “Duygular olmadan karanlıktan ışığa, ataletten harekete dönülemez” der. Karşıtlıkları bir araya getirme süreci hem kalbi, hem de zihni açmayı gerektirir.

Birbirinin zıttı iki düşünceyi eş zamanlı olarak değerlendirebilmek sadece gerçek bir deha değil, gerçek bir özgürlük de gerektirir. Zıt bir fikri düşünürken olumsuz bir duygusal tepki gösteriyorsak, özgür değiliz demektir.

Bugünü benimseyin; düşüncelerinizin, enerjinizin ve sözlerinizin gücünü anlayın: Düşünen bir lideri, düşünen bir lider yapan nedir? Karşısındakinin hislerini, değerlendirmelerini ve hareketlerini etkilemek için yeterince tutkulu iletişim kurma becerisi… Düşünen liderler değişimlere; kişisel, sosyal ve sisteme yönelik değişikliklere esin kaynağı olur. Onlar, eski sokaklar arasındaki trafiği yeniden yönlendirmez; kişilerde farkındalık yaratan, bakış açılarını genişleten ve daha doğru bir yaşam amacı bulmalarını sağlayan iletişim otoyolları kurar.

Düşünen liderler, günlük yaşamdan edindikleri deneyimi kanlı canlı hale getirir. Onlar dikkat kesilmeyi, karanlık yerine aydınlığı benimsemeyi, trajediler yerine zaferleri önemsemeyi öğrenmiştir. Düşünen liderler her güçlük karşısında önce kalplerini koyarak yürür, karşılarındakine asıl dokunanın enerji, kelimeler ve düşünceler olduğunu bilir, böylece paylaşım ve görüş alışverişi için açıklık sağlar.

Geleceği yaratın; yereli küresele bağlayın: Size bir öykü anlatayım: Arkadaşlarımla küçük bir İtalyan lokantasında yemek yerken, kapıdan içeri silahlı üç adam girmişti. Bizim masamıza yaklaşırken “Ayağa kalkın!” diye bağırdılar. Oturduğumuz yerde donup kalmıştık, hiçbirimiz kıpırdamıyorduk. Adamlardan ikisi mutfağa açılan döner kapılardan geçerken, diğeri silahını göstererek yakınımıza geldi: “Gözlerinizi yere dikin ve mutfağa geçin. Şimdi! Çantalarınızı da alın!” Artık bunun gerçek olduğunu anlamıştık. Hepimiz ayağa kalkıp mutfağa yöneldik. Silahlı adam da arkamızdaydı. “Kimseye bakmayın” diye uyardı: “Sadece yere yatıp gözlerinizi kapatın.” Dediğini yapıp yere yattık. Silahlı adam cüzdanlarımızı ve mücevherlerimizi çıkarıp yere koymamızı istedi. Arkadaşları yerdeki cüzdan ve mücevherleri toplarken, o da “Gözlerinizi kapalı tutun” diye bağırıyordu.

Aralarından biri bize gözcülük ederken, diğerleri yan ofise geçtiler. Birilerinin döner kapıdan geçtiğini duydum, ardından uzun bir sessizlik oldu. Gittiklerini düşündüğüm için başımı kaldırıp kapıya baktım. Kapının açık durması için orada bekleyen adam benim baktığımı görünce silahını başıma uzatarak bağırdı: “Sana gözlerini kapatmanı söylemiştim!”

Başımı kollarımın altında tutarken, “Gözlüklerim olmadan hiçbir şey göremiyorum zaten” dedim. Tam da o anda tuhaf bir şey oldu. Tavanda asılıymışçasına, olanları yukarıdan görmeye başladım. Bedenlerimizin yağlı mutfak zemininde yattığını, güçsüz ve korkmuş halimizi izliyordum. Bu anda, yerel beynim ile küresel zihnim bir oldu. Yerel ben kurbandım; korkudan felç olmuş durumdaydım, yaşamımdan endişe ediyor, küresel benin gördüğü imgem karşısında endişe duyuyordum. Biraz daha yukarı bir bakış açısından baktığımda ise kurban değil, tanıktım.

Yıllar sonra bu olayı tekrar düşündüğümde, “küresel” ve “yerel” arasındaki ayrımı anlamama ve her zaman madalyonun iki yüzü olduğunu fark etmeme yardımcı olduğunu anlıyorum. Benim gerçekliğim eşzamanlı olarak yerel ve küresel… Hem tanık, hem de tanık olunan; hem deneyimleyen, hem de deneyimi yaratan olabiliyorum. Ben bir organizmadaki hücre gibiyim; canlılığımı bütüne sunuyor ve bütünden canlılık sağlıyorum. Tek ve biricik bir varlık olarak, bütüne başka kimsenin sunamayacağı bir şeyler sunuyorum.

Yaratıcı ateşi ateşleyen ve küllenmemesini sağlayan işte yerel beyinle küresel zihnin bu kesişim noktasıdır. Farklı kutuplar bir araya geldiğinde orijinal düşünceler doğmuş olur ve gelecek, daha ortaya çıkmadan görmemizi sağlar.

Düşünen liderler hakkında düşündüğümde; peşlerinden gitmemizi sağlayan, enerji alanları tıpkı bir mıknatıs gibi bedenlerinin ötesine geçen, başkaları için cazip olan kişiler geliyor aklıma. Hepimiz için, kalp enerjimizin yaşamımızın önünde gittiği doğrudur. Her bir kişinin enerjisinden güçlü biçimde etkileniriz.

Kişi ne kadar kalbinden konuşuyorsa, mesajı o kadar iyi algılanıyor. İnsanoğlu güvene, sahici sevgi ve samimiyete tepki verir. Kişinin ağzından hangi sözler çıkarsa çıksın, bu sözler enerjileri ile benzerlik taşımıyorsa, inandırıcı olmaz. Bu nedenle iş dünyasındaki profesyonellerin birincil hedefi yüksek yaratıcılık seviyesini, inovasyonu, sorumluluğu ve işgücü arasındaki işbirliğini esinlendirmek olmalıdır. Eğer kendileri bir şeylerden esinlenmiyorlarsa; değer ve misyon gibi somut varlıklardan söz edemiyorlarsa bunu yapamazlar. İnsanlar bölünmüş yaşamlardan bıkmış durumda olduğu için kendilerini esinlendiren iş ortamları ve liderlerin arayışına giriyor. Teşvik, keyif, gelişimlerini ve yaratıcılıklarını destekleyen ilişkiler peşinde koşuyor.

Bir yönetici olaraklı sorular sorun; yeni bakış açılarını gün ışığına çıkarın… İş dünyasına yönelik köşe yazıları kaleme alan James Surowiecki “The Wisdom of Crowds” adlı kitabında şöyle der: “Çok akıllı ve çok da akıllı olmayan kişilerden oluşan bir grup, sadece akıllı kişilerden oluşan bir gruptan daha iyi sonuçlar üretir. Daha az bilgili, ama farklı becerilere sahip olan kişiler aslında grubun performansını geliştirir.” Surowiecki, “organizasyona yeni üyeler katmanın, bunlar daha az deneyimli ve becerikli olsa bile, grubu daha akıllı hale getireceğini; çünkü bu yeni üyelerin bilmediklerinin herkesin bildiğinden daha önemli olmadığını” savunur. Bu bakış açısını kurumunuza kazandırmanın yollarını bulun. Milyonlarca dolarlık inovasyonunuzun sahibi odacı, ofis boy ya da veri giriş memuru olabilir.

“Hepimiz; zihin, beden ve spritüel yönleri bulunan ruhani varlıklarız. Bireyin bütün kapasitesini ortaya çıkarabilmek için zihin, beden ve ruh organizasyona inanılmaz güç kazandırır. Organizasyon üyelerinin bütün varlıklarını, organizasyonun temel var olma amacına hizmet etmek için organizasyona adamasını sağlar.

Günümüzde insanlar anlam ve fark yaratan işler peşinde koşuyor. Kalplerimizin de zihnimiz ve ellerimizle bir arada çalışmasını istiyoruz. Bu, ilişkilerimize de yansıyor. Yaratıcı topluluklarda ise neyin üretileceği, bunun nasıl üretileceği soruları; neye ihtiyaç duyulduğu, buna kimin ihtiyaç duyduğu gibi derin konulardan etkileniyor. Sonuçlara olduğu kadar; insanlara ve gezegenimize de odaklanan şirketler, sadece kara odaklananlarla kıyaslandığında finansal olarak çok daha iyi konuma ulaşıyor.

Örneğin, Carrier Corporation klima satmaktan, “konfor” satmaya yöneldiğinde çevre bilinçleri de arttı. Bina tasarımcıları ve müteahhitlerle işbirliği yapmaya başladılar. Bu durum sonuçlara da olumlu biçimde yansıdı. Burada çalışanlar artık daha mutluydu, gezegen daha iyi korunuyordu, kar oranı artmıştı. Bu, kurumsal farkındalık konusunda bir evrimdi. Benzer örnekler dünyanın her yanında yaşanıyor. İyi şeyler yapan şirketler, iyi sonuçlar elde ediyor.

Starbucks her yıl, ABD’deki 80 bin çalışanı için 200 milyon dolarlık sigorta harcaması yapıyor. Bu, kahvelerini üretmek için ihtiyaç duydukları hammaddeye harcadıklarının çok üstünde bir rakam… CEO Howard Schultz şirketin bu politikasının yüksek verimlilik ve düşük işgücü devir oranı konusundaki kilit neden olduğunu belirtiyor. Bu da olağanüstü karlılığın yolunu açıyor. Schultz’a göre Starbucks’ın hisseleri 13 yıl içinde neredeyse yüzde 4 bine ulaştı, 2004’ten beri yüzde 80 arttı. Şirket kısa bir zaman önce, çocuklara ve çevrelerindeki topluluklara temiz içme suyu bulmaları konusunda yardım etmek için önümüzdeki beş yıl içinde 10 milyon dolar ayırmayı hedeflediğini açıkladı.

Unilever’in Hindistan’daki yan kuruluşu Hindustan Lever, yoksul kişilerin çamaşır yıkama işlerini gerçekleştirdikleri nehirlerde ve kamuya açık su kaynaklarında kullanılması uygun olan yeni bir deterjan markası geliştirdi. Şirket aynı zamanda, bu ürünü satmak için de yeni bir dağıtım sistemi geliştirerek, yoksul kırsal alanlarda yeni iş alanları açmış oldu.

Kısacası karı düşünürken üç aşamayı dikkate alın: Gezegen için iyisi, kişiler için iyisi, karlılık için iyisi…

HRDERGİ


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.