Zorunluluklarımız

0

Bugün size hayallerimiz ve buna karşılık karşımıza çıkan zorunluluklarla ilgili bir yazı yazmak istedim. Hani bazı dizilerde var ya, bu dizideki karakterler gerçek değildir diye, işte aşağıda yazdığım her şey bir genelleme değil sadece ve sadece  benim düşüncelerim.

Çoğumuz, hayatımızın bir döneminde, her şeyi yapmamızın mümkün olduğuna inanmışızdır. Çocukluğumuzda, geleceğe dair hayallerimizde sınır yoktur. Şimdi dönüp de ben çocukken ne olmak istiyordum ama ne oldum diye düşündüğünüzde o zaman ki hayallerinizin ne kadar engin olduğunu bir düşünsenize! Çocukken hayallerimize o kadar inanırız ki, bu hayaller önce üniversite giriş sınavında sonrasında ise, 21 yaşını doldurduğumuz gün, ya söner ya da başka bir cesaretle dünyayı değiştirebileceğimizi sanırız.

Ben üniversitede okurken, bizim kampüse Kariyer Günleri sırasında gelen İnsan Kaynakları çalışanlarını görünce, ben bunlar gibi olmayacağım, takım elbise giymeyeceğim ve insanlara pembe vaatler sunmayacağım derdim hep kendi kendime.. Ancak mezun olduktan sadece 3,5 sene sonra Sevgili arkadaşım Güntulu ile elimizde promosyon malzemeleriyle beraber üniversite üniversite gezmiştik.. ve ben de o eleştirdiğim insanlar gibi, üniversite öğrencilerini salonlara toplayıp pembe tablolar anlatmıştım / anlatmıştık… Yani aslında hayal ettiğinizin tam tersi bir şeyler de yapabiliyorsunuz…

Mezun olduğumuzda, birçoğumuz ne yazık ki, etrafımızdaki insanların işlerimize karışmalarına izin veririz. Sonrasında ise farkına bile varmadan, isteklerimizi unutulmaya terk eder ve asıl hayal ettiğimiz hedeflerimizden uzaklaşıveririz ve kendimizi sıradan ve sıkıcı bir hayata hapsederiz. Sizce bunun nedeni ne? İnsanların bizi kabul etmesini istememiz mi? Bizi düşündüğüne, iyiliğimizi istediğine inandığımız insanlara boyun eğmemiz mi? Çok sevdiğimiz insanların, bir şey yapmamızı istediklerinde yapar, yapmamamızı söyledikleri şeyi yapmayız. Bu durumda çoğunlukla gelişmemizi engeller ve çoğunlukla da bizi mutsuz bir hayata sürükler. İşin ilginç yanı, çoğumuz bunu o durumda, o anı yaşarken hiç sorgulamayız. Çünkü hayatın böyle bir şey olduğuna ve herkesin bu şekilde yaşadığına inanırız ve kendi hedeflerimiz doğrultusunda ilerlemek yerine, bizden beklenenleri yapmaya gayret ettikçe, iyice çıkmaza gireriz.

Hepimizin istediğimiz şeylerden, mantıklı olduğu söylenen nedenlerden dolayı, vazgeçtiğimiz zamanlar olmuştur. Başarısız olacağımızı düşünerek, aday olmaktan, kendi işimizi kurmaktan ya da bir şey icat etmek için çaba harcamaktan vazgeçmişizdir. İnsanları bizi olumsuz yönde etkilemelerine izin vermiş ve hedeflerimize sırt çevirmişizdir.

Çok yazık….

Birçoğumuzun olmak istediğimiz yerde olamayışımızın nedeni, başkalarının bize dayattıkları mecburiyetlere boyun eğmiş olmamızdandır. Tabii bunun tam tersi de olabilir, belki de siz bulunduğunuz yerden ve geldiğiniz noktadan memnunda olabilirsiniz. Hayatta yapmak istediklerinizi yapıyor da olabilirsiniz. Eğer öyleyse tebrikler! Ancak yapılan bir araştırmada çıkmış ki, her 3 kişiden ikisi, mevcut hayatlarından memnun değilmiş…

Tabii zorunlulukların gerekli olduğu durumlar da vardır. Ancak genel anlamında baktığımızda pek de iyi bir şey olduğunu söyleyemeyiz. Size birisi bir şey yapmaya ya da yapmamaya mecbur olduğunuzu söylediğinde ne hissediyorsunuz? Yapmayı çok istediğiniz bir şeyde engellendiğinizde içinizde az da olsa bir Öfke hissetmez misiniz? Bazen bunun nedenini tam olarak anlayamayabilirsiniz… Öfke duygunuzu bastırarak, kendinize dayatılan mecburiyetlere boyun eğdiğinizde ise mutsuz ve huzursuz olmaz mısınız? Ve belki de bu huzursuzluğunuzu beklenmedik yollarla dışa vurabilirsiniz…

Karşılaştığınız zorunluluklara boyun eğmek ve sizi bir takım şeylere mecbur bırakan insanların gönlünü hoş etmek, kısa vadede size kolay gelebilir. Aileniz, işiniz ya da kariyeriniz açısından daha önemli öncelikleriniz olmaması durumunda, bu şekilde davranmanızda herhangi bir sakınca yoktur. Kendinize ve amaçlarınıza zarar vermediğiniz sürece, başka insanları memnun etmek o kadar da kötü bir şey değildir. Bu noktada hayır demenizin etkisi tamamen yoruma bağlıdır. Bir düşüneyim, demenizde kaçınılmaz sonu biraz geciktirmeniz dışında bir işe yaramaz. Birilerini memnun etmek adına, kendi hayallerimizi ertelememiz, sonun başlangıcı olabilir. Çünkü günün birinde  ile asla  eşanlamlıdır.

Kimi insanlar da düzeni sağlamak amacıyla başkalarına mecburiyetler dayamaya alışmıştır. Dünyaya geldiğiniz hastaneden evinize geldiğiniz andan, evden ayrıldığınız güne kadar size dayatılan zorunlulukları bir düşünün. Anne babanız, abiniz ya da ablanız parmaklarını sallayarak size kuralları (çoğunlukla da kendi kuralları) hakkında nutuklar çekmişlerdir mutlaka.  Büyükleriniz, kendilerini, nasıl davranmanız ve nasıl davranmamanız gerektiğini anlatmaya sorumlu hissederler. Bunu yaparken de genelde mecbursun, zorundasın, meli ,malı  ifadelerini kullanabilirler. Bazen de böyle yapsan daha iyi olur, ya da, böyle yaparsan sevinirim gibi ifadelerde kullanılabilir. Eminim şuan da içimizden anne – baba olan birçoğunuza bu cümleler çok tanıdık geliyor olabilir.

İlgi göstermek ile kontrol etmek arasında ince bir çizgi vardır. Sizin çıkarlarınızı korumaya çalışıyor gibi görünen insanların bu çizgiyi aşmalarına izin vermeyin. Çoğu zaman kendimizi bir takım şeyleri yapmaya mecbur hissederiz. Bunlar arasında en yaygın olanı, olanla yetinme ve hayallere boş verme mecburiyetimizdir. Bu noktada iyi ve mantıklı fikirlerden etkilenmek ile sizi yönlendirmek amacıyla suçluluk duygusu benzeri duyguları kullanan kişiler tarafından kontrol edilmek arasındaki farkı görebilirsiniz. Aradaki fark nedir derseniz, suçluluk duygusuna dayalı mecburiyetlerin, sizin öfkelendirmesi ve korkutmasıdır. Zorunluluklar bazen iyidir evet ama her zaman gerekli mi? Şöyle düşünün; tüm mucitler ve girişimciler, mevcut durumu devam ettirmeleri ve ellerindekileriyle yetinmeleri gerektiğini söyleyenlerin sözünü dinleseydi ne olurdu? Önemli olan başkalarının değil, sizin seçimlerinizdir… Çok güzel bir söz var bu durumu tanımlayan…

 

“Size başarının formülünü veremem, ama başarısızlığın formülünü verebilirim. Herkesi memnun etmeye çalışın.”

Herbert Bayard Swope


Paylaş.

About Author

Comments are closed.