Konosuke Matsushita – İnanılmaz Bir Azim Hikayesi

0

Bugüne kadar kaç tane biyografi ve otobiyografi okuduğumu hiç bilmiyorum ama beni en çok etkileyen hayat hikayesi Konosuke’nin ki oldu. Ben böyle bir azim hikayesi görmedim. Azmin de ötesinde karşısındakini düşünen, empatik iletişim kurabilen, insana değer veren ama bu değeri verirken bulunduğu yeri, seviyeyi, görevinin ne olduğunu hiç umursamayan. Sadece değer veren… Başka insanları geliştirerek kendini geliştirebileceğine, kendine yardım etmenin yolunun başkalarına yardım etmekten geçtiğine inanan, ve hatta başkalarının fikirlerinin onun için neredeyse dinsel inançlar kadar kutsal olan bir insan…

Konosuke, başka insanların işbirliği olmadan hedeflerini gerçekleştiremeyeceğini düşünen bir insanmış ve karşılaştığı herkeste şu izlenimi bırakırmış…

“SENSİZ başarılı olamazdık.”

Yazının sonunda çok güzel bir kıssadan hisse var!

Konesuke öyle bir insan ki,

20. yüzyılın efsane girişimcisi sıradan bir köyde dünyaya geldi. O doğduğunda ailesi, köyün zenginlerindendi ama bu durum uzun sürmedi. Babasının borsada tüm malvarlığını kaybetmesiyle yoksullukla tanıştı ve ailesi sefalete sürüklendi. Tüm mallarını satıp varoşta yaşamaya başladılar. Sefaletin ardından hastalıklar çelimsiz vücudunu zorladı. Diğer tüm çocuklar hastalıkları yüzünden birer birer ölmeye başladığında, kendini tam bir dramın ortasında buldu. Gençlik yılları önce kardeşlerini, sonra anne-babasını peş peşe kaybetmenin acılarıyla geçti.

İlkokulu bitiren Matsushita kendini yaşam mücadelesinin içinde buldu. Şehir dışında çalışan babası, bir gün eşine henüz 9 yaşında olan oğluna iyi bir iş bulduğunu bir mektupla müjdeledi. Karmakarışık duygular içinde, elinde küçük bir elbise bohçasıyla, küçük bir çocuk için son derece ürkütücü bir serüvene doğru yola çıktı. Osaka’ya çalışmaya gidiyordu.  Giderken kafası sorularla doluydu. Acaba başına neler gelecekti? Kimlerin yanında çalışacaktı? Annesini bir daha görebilecek miydi? Tek derdi kendisi de değildi. Babasının hataları sonucu, varlıktan yokluğa düşmelerini gurur meselesi yapan Konosuke, bir gün çok para kazanıp ailesinin onurunu kurtarmanın hayalini kuruyordu.

Osaka’ya ulaştı ve mesaiye başladı. Atölyeye dönüşmüş bir evde, patronu, patronun karısı ve 3 çırakla çalışıp Japon mangalları imal etmeyi öğrenirken, mangal telleriyle birlikte sabrını da törpülüyordu. Günde 16 saat çalışan Konosuke, ortam alışsa da kısa bir süre sonra işten ayrılmak zorunda kalacaktı.

Kimse onun büyük işler başarmasına ihtimal vermiyordu

Son derece sıradan görünüşlü biriydi. Onun ne sıra dışı bir zekası, ne hayatta birkaç adım öne geçmesini sağlayacak diplomasi, ne tüm dikkatleri üzerine çekecek karizması, ne de doğuştan gelen üstün bir sanatsal yeteneği vardı. Ama içinde olağanüstü bir azim gücü barındırıyordu. Bu sıradan Japon’u sıra dışı bir başarıya taşıyan sırlardan biri, Nietzsche’nin Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir, sözünde gizliydi. Yediği her darbeden güçlenerek çıkmıştı.

Babası hızla ona yeni bir iş buldu. 10 yaşında yeni açılan bir bisiklet dükkanında ayak işlerine bakıyordu. İşi daha iyi olsa da, hayatında yoksulluğun istikrarlı menüsü egemendi. Bir gün annesi Konosuke için yeni  bir iş buldu. Böylece hem annesine yakın olacak hem de ailesiyle kalacaktı hem de okula devam edebilecekti ama babası oğlunun hem hademe olarak çalışmasına hem de okul hayatına geri dönmesine karşı çıktı ve bir gün kendi işini kurabilmesi için çırak olarak pişmesi gerektiğine inanıyordu. 6 yıl çalıştığı bisiklet dükkanında satış yapmayı ve müşteri memnuniyetini sağlamayı öğrendi.

Hep boyundan büyük hayallerin peşinden gidecek olan Matsushita, işlerin her zaman istendiği gibi gitmediğini anlamış ve yalnızlıkla sınanmıştı. Risk alması gerektiğini biliyordu. John Kotler onun bisikletçi dükkanından ayrılarak risk almasını şöyle anlatır;

– Ustası ile kalmış olsaydı, kendi dükkanının sahibi olacağı ve orta sınıf hayatı yaşayacağı bir yolda ilerlemeye devam edecekti. Ama bu gelecek onu tatmin etmiyordu. Daha fazlasını başarmak ve babacan bir kişiyle ilişkisini koparmaya ve çok daha belirsiz bir yolculuğa atılmaya hazırdı.

Hayatını aydınlatacak ışığı bulmuştu

Bisiklet dükkanını bırakıp bir elektrik şirketinde çalışmaya başladı. O dönemde elektrik işleri büyük saygı görüyordu. Çok hızlı ilerledi, 16 yaşındayken diğerlerini yönlendirebilir bir konuma getirilmişti. İçlerinden bazıları ondan 5-5 yaş büyüktü.  Burada geleceği çok parlak görünmesine rağmen, o burasıyla da olan ilişkisini kesti. Ayrılma kararı vermesinde pozisyonunun tatmin edici olmaması kadar, boş zamanlarında geliştirdiği yeni duy modelinin şefleri tarafından işe yaramaz diye beğenilmemesi de etkili olmuştu.

Eşinden de aldığı destekle şeflerinin işe yaramaz dediği duyuyu daha da geliştirip hayallerini gerçekleştirmek için belirsizliklere yelken açtı.

İlk fabrikasını 2 odalı dairesinde kurdu

Matsushita’nın ilk fabrikası onun 2 odalı dairesinde kuruldu, toplam 13 Metrekare. Tek avantajı 13 yıllık tecrübesiydi ama sadece tecrübe işleri kolaylaştırmaya yetmeyecekti. Kendi geliştirdiği ampul duylarını imal etmeye başladı ama bu duylar pek rağbet görmedi.  Kısa bir süre sonra 5 kişilik kadro 3 kişiye düştü. İhtiyaç duydukları parayı elde etmek için elbiselerini, eşyalarını rehin verdiler. Pes etmediler ve deliler gibi çalıştılar.

O hayata meydan okuma konusunda cesaretini korusa da, kader ağlarını ayaklarına doluyordu. Öyle ki, 27 yaşına geldiğinde anne ve babasının yanı sıra 9 kardeşinin hepsini kaybetmişti. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, başka bir felaket de kapıdaydı. Tek erkek çocuğunu da kaybetti. Ancak pes etmedi. Psikolojik olarak yıkıldığı her dönemi, işine 4 elle sarılarak atlattı. Daha iyi ama daha ucuz ürünler geliştirme mantığını benimsedi ve işini kaplumbağa adımlarıyla da olsa büyütmeyi sürdürdü. 1930’lu yıllar buhran yıllarıydı, şirketleri zordaydı ama o yine de risk aldı ve fabrika açmayı sürdürdü.  Yönetici olarak kendini sürekli geliştirdi, 1930’lu yıllarda şirketini kurumsallaştırıp stratejik yönetim dönemini başlattı. Şirketinin misyonunu su gibi üretim yapmak olarak tanımladı.

Bir üreticinin görevi, daha çok ve daha ucuz üreterek yoksulluğun üstesinden gelmektir. Su gibi üretim yapmalıyız. Su, herkesin satın alabileceği kadar ucuz biçimde üretilip dağıtılan bir ürün. Girişimcilerin hedeflemesi gereken şey, tüm ürünleri musluk suyu kadar bol ve ucuz yapmak olmalıdır.

Panasonic başta olmak üzere pek çok dünya markasını yaratan Matsushita, sıfırdan başlayıp zirveye bayrağını diktiğinde takvimler 1940’lı yılları gösteriyordu. Tam huzura erdim diye düşünürken, yeniden sıfırı gördü. Japonya’nın  2. Dünya Savaşında yenilenler cephesinde yer almasıyla şirketi elinden alındı. Tüm mal varlığına el konuldu ve başladığı noktanın bile gerisine düştü. Yeniden yoksuldu ve üstüne milyon dolarlık borçları vardı.  Ama onun bir hayat felsefesi vardı. Önemli olan başarının mantığını bilmekti, gerisi teferruattı.

Başarının tesadüf olmadığını 2. Kez zirveye yükselerek kanıtladı. Mal varlığını geri alabilmek için giriştiği mücadeleyi kazandı ve 1950’li yıllarda adeta küllerinden doğdu, üstelik daha da güçlenmiş olarak. Yeni ürün geliştirilmesine büyük önem veren Matsushita2nın yönetim anlayışı da  sürekli gelişme ve asla mevcutla yetinmeme üzerine kuruluydu. Esnek üretim ve esnek rekabetin ilk uygulayıcılarından oldu.

İnsanlığı Geliştirmeyi de İdeal Edindi

Mutluluk için para kazanmanın tek başına yeterli olmadığını anladıktan sonra insanlık için büyük ideallerin peşine düştü. Önce çalışanlarına daha iyi koşullar sunmak için radikal kararlar aldı. Sonra toplumun gelişmesine katkı sunma sorumluluğunu şirket felsefesi haline getirdi. Sadece ilkokul mezunuydu ama kendisini o kadar geliştirdi ki, ülkesinde yönetimin tanrısı diye nitelenen büyük bir kanaat önderi oldu. Sadece parasıyla değil, fikirleriyle de saygı görüyordu.

En belirgin özelliği zorluklar karşısındaki dayanıklılığı olan Matsushita yakaladığı başarıyı, tutku, bilmek, açık fikirlilik, yapmak ve yaptıklarını gözden geçirmek kelimeleriyle açıklıyordu.

Konosuke Matsushita’nın yaşadıklarından öğrendiği başarı dersleri

  • Mütevazi bir kalp ve açık bir zihinle insan her deneyimden, her yaşta bir şeyler öğrenebilir.
  • Herkesin izleyecek bir yolu vardır. O yol genişleri daralır, yokuş olur, çıkar sonra iner. Çaresiz ve umutsuz gezinmelerin olduğu zamanlar olur. Ama cesaret dolu bir kararlılık ve inanç sayesinde, doğru yol bulunacaktır. Asıl zevkli olan da budur.
  • Kapasitelerini sonuna kadar kararlılıkla kullanmaları halinde en yoksullar bile çok şeyi başarabilirler. Zor dönemleri sadece tehlike olarak değil, öğrenme fırsatı olarak da görün.
  • İnsanlar kendi yazgılarından sorumlu özgür öznelerdir. Seçim yapma şansına sahiptirler. Bir yol bizi barış ve mutluluğa doğru götürürken, diğeri kaosa ve kendi kendimizi mahvetmeye doğru çekmektedir.
  • İnsanlar bazen insan doğasının çirkin ve zayıf taraflarının kölesidir. Bunula birlikte, kendiniz için yüksek hedefler belirler ve her gün onlar üzerinde düşünmeyi sürdürürseniz, adım adım daha fazla konsantre olur, kendi kendinizi daha iyi bir insan haline getirebilirsiniz.
  • Maddi konfora sahip olmak kesinlikle mutluluk garantisi değildir. Sadece manevi zenginlik gerçek mutluluğu getirebilir.
  • Mevcut durumu sürdürmek, çöküşün başlangıcıdır. Hayatta kalabilmek için rakipler yaratmalısın.

 

İnsana ve Çalışana Verilen Önem Üzerine Bir Örnek

Mathushita şirketinin kurucusu K.Mathushita 1975 yılında beş genel müdürü ile Osaka’da bir lokantada yemekte bir araya gelmişler. Selamlaşmalar ve hal hatır sormanın ardından herkes biftek ısmarlamış. Yemek sonunda Matsushita Müdürlerinden biri olan Ogawa’ya eğilerek bifteği pişiren Aşçıbaşını  bulmasını istedi.

O sırada Ogawa Matsushita’nın bifteğin yarısını yemiş olduğunu gördü. Ogawa son derece tatsız bir manzaraya kendini hazırlayarak, aşçı başını buldu ve masaya getirdi.

Aşçı başı üzgün bir ifade ile gelmişti; zira kendisini çağıran müşterinin Time dergisine kapak olmuş ve Japonya’da herkesten fazla gelir vergisi ödemesi sıradan bir haber olmuş çok önemli birisi olduğunu biliyordu.

Aşçıbaşı endişe içinde,   ”bir terslik mi var efendim?” diye sordu.

Matsushita; bu bifteği pişirmek için hiçbir zahmetten kaçınmamışsın, fakat sadece yarısını yiyebildim.

Güzel olmadığından değil, fakat görüyorsun, seksen yaşındayım ve iştahım artık eskisi gibi değil. Sizinle konuşmak istedim çünkü yarısı yenmemiş bifteğin mutfağa geri geldiğini görünce kendinizi kötü hissedebileceğinizden korktum.

Aşçıbaşı ve diğer beş adam birbirlerine şaşkın şaşkın baktılar.


Paylaş.

About Author

Marmara Üniversitesi Arşivcilik Bölümünü dereceyle bitirdi, Koray Holding’te iş yaşamına İnsan Kaynakları alanında başladı, 3.5 yıl burada çalıştıktan sonra, Turkcell İnsan Kaynakları Ekibinde öncelikle 3 yıl Turkcell Akademi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu, daha sonra İşealım Ekibine geçti, 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Organizasyonel Gelişim ve Değişim Ekibinde 1 yıl çalıştı ve Turkcell’den ayrılarak Nortel Networks İnsan Kaynakları Müdürü olarak, Vodafone Türkiye İşeAlım Müdürü olarak çalıştı. Halen Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız otomotiv dizayn şirketi olan Hexagon Studio’da IK ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır. PERYÖN (Personel Yönetimi Derneği) üyesidir. İngilizce, Osmanlıca, Farsça bilmektedir. Çalışmanın dışında kalan zamanlarında kitap okumak ve spor yapmak en çok vakit harcadığı alanlardır.

Comments are closed.