Vejetaryen Misiniz, Vegan Mı?

1

İnsanların nasıl beslenecekleri önemli bir konu olmanın ötesinde, önemli bir sorun. Ne yemeliyiz, içmeliyiz ki sağlıklı kalalım ya da sağlık kazanalım, başka canlıların yaşam hakkına da saygımızı sürdürelim.

Aslında can alıcı soru şu: Hangi canlıları yiyelim? Evet, besin olarak tükettiğimiz her şey canlı, bitki ya da hayvan, sağlıklı beslenmek için yediklerimizin ve içtiklerimizin (özellikle bitkilerin) canlıyken ya da tazelikten bayatlamaya doğru ilerleyen sürecin mümkün olan en erken anında tüketilmesi gerekiyor.

Bir elmayı ağaçta, domatesi tarlada gördüğümüzde canımız çekebilir, ama ekstrem olacak biraz, bir ineği ya da koyunu gördüğümüzde onu yemek istemeyiz herhalde. Eskiler bir kuzuyu gördüğünde “bundan ne kebap olur” derken biz yediğimiz etin bir danaya mı yoksa koyuna mı ait olduğunu bile bilmeyiz ve belki merak etmeyiz de.

Konu, çok ciddi bir şekilde kültürel. Yediğimiz şeye ait farkındalığımız gittikçe düşüyor. Zayıflama formüllerinin içeriğini doktorlar bile çözemezken biz, tanıtımın etkisinde kalarak rahatlıkla içiyoruz.

Kültürel bir noktaya daha temas etmek için şunu da eklemeliyiz: Bir hayvan asla ölmez, ya avlanır ya kesilir ya da telef olur. Bu, hayvan hayatına atfedilen toplumsal anlamı belirtmesi açısından önemli.

Hayvanların yaşam hakkına saygı ve hayvanların besi olarak kullanılması birbirine zıt gibi görünür ama bir hayvanın sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmesinin bedeli, günü geldiğinde yaşamının insanlar için sonlandırılmasıdır. İnsanlar et yemediğinde ya da bulaşıcı hastalıklar nedeniyle yiyemediğinde birçok hayvanın sahipsiz kalacağı ve hunharca itlaf edilecekleri kesin.

Başka bir canlının etini yemek ilkel avcı toplumlarından günümüze gelen bir insanlık geleneği. Faydası da var zararı da var, ama yenebilir tüm hayvanlardan edinilecek gıda değeri hemen hemen her bitki tarafından sağlanıyor. Mesela yeşil mercimek tam anlamıyla bir protein deposu.

Uzmanlar kırmızı et konusunda uyarırken balık ya da tavuk etinin daha kolay sindirilebildiğini vurguluyor. Anlaşılan et o kadar da gerekli bir gıda değil.

Fakat insanın diğer canlılara yaşam hakkı tanıması için o canlıların kendisi için verimli bir varlık olması gerekiyor. Eti yenmeyen hayvanlar ise kent yaşamına katıldıkça evcil ya da otantik varlıklar haline geliyor, sosyalleşiyor, martılar ve kediler gibi.

Yaşamına son verilmiş hayvanlardan üretilen gıdaları reddetmek, vejetaryenlik, hayvanların doğal hayatından yararlanılarak üretilen tüm ürünleri reddetmek ise veganlıktır. Bir vejetaryen tavuk-şiş yemez ama yumurta yiyebilir. Bir vegan ise hem koyun eti yemez hem de onun tüyünden üretilmiş giysileri giymez, sütünden içmez, tavuğun yumurtasını da yemez.

Veganlık tam bir reddetme halidir, görüldüğü gibi. Kökleri 1940’lar ABD’sine dayanan bu kültür vejetaryenlik kadar yaygın değil, çünkü çok geniş bir kapsama alanı var. Vejetaryenlik ise büyük olasılıkla daha dar bir alanı kapsadığından ve hareket noktası canlı hayatı olduğundan daha yaygın ve daha hassas bir konudur.

Türkiye’de vejetaryen olarak özgürce bitkisel ürünler tüketmek en çok vejetaryenin kendi evinde sonra da büyük kentlerdeki özel konsept yeme-içme yerlerinde geçerli.

Peki insanlar neden ve nasıl vejetaryen oluyor?  Bu bir içgüdü de olabilir, bilinçli bir karar da. Çünkü et yemek ciddi anlamda ilkel bir davranıştır ve bir zamanlar yaylalarda meralarda koşturan, çiftliklerde beslenen hayvandan birkaç parçayı tabakta görmek, bazılarına hem içgüdüsel hem bilinçli olarak itici gelebilir. Ve bir vejetaryen diğer canlıların yaşam hakkının insanlar için sonlandırılmasından ciddi bir şekilde vicdani kaygı duyuyor olabilir.

Sigaraya karşı farkındalık için bir kampanya sürdürülebilir ama insanlara et yememelerini telkin eden kamusal bir söylem ciddi ekonomik sonuçlar doğuracaktır.

Bu kültürü benimseyen insanlara ev dışı yaşamında alternatif sunmak için yeme-içme işletmeleri farklı menüler geliştiriyor. Ama elbette ki çok yaygın değil. Konu vejetaryen menülerin karlılığının yükselmesiyle ilişkili. Vejetaryen ürünlerini çeşitlendirerek bu alanda da kazanç elde eden işletmeler, bunu bu menüleri talep eden insan sayısına borçlu olacaktır.

Dolayısıyla kültürün yaygınlaşması ve talebin artması için resmi bir söylem yerine sivil toplum kampanyaları geliştirilebilir. Vejetaryen menü en azından bazı kentlerde zorunlu hale getirilebilir. Hatta bazen vejetaryen eylemlerle et tüketimi protesto edilebilir ve alternatif menü talepleri geliştirilebilir.

Veganlık ise hem Türkiye’de hem dışarıda vejetaryenlik kadar yaygın değil. Hayvansal endüstrinin tamamen reddedildiği bu kültür, bireysel duyarlılıkla ve çözümlerle gerçekleşiyor.

Tüm bunların üzerine yaklaşan kurban bayramının her yıl bir kere kutlandığını henüz yazarken bile nasıl bir çelişki yumağı oluştuğunu fark ediyorsanız (Kurban ve bayram) veganlık ve vejetaryenliğin ülkemizdeki sorunlarının çok ciddi olduğunu da göreceksinizdir.


Paylaş.

About Author