Kişiler kendilerine has yasalar, kurallar geliştirirler. Bu kendi kendini hipnoz etmenin bir biçimidir. Gereksiz sınırlamalar getirirler. Bilinçaltlarında birtakım olayların imkansız olduğuna kendilerini inandırırlar. Bu sendromdan kurtulmak için kişi kendini yönetme yoluyla, sınırları kaldırarak yeni bir önerme oluşturabilir ve bilinçaltının bunu gerçeğe dönüştürmek için harekete geçebileceğine kesinlikle inanır.
Bilinçaltımıza yalnızca biz emir verebiliriz. Başka birinin bizimle ilgili düşüncelerinin kararlarımızı etkilediğini düşünebiliriz, ancak bu etki yalnızca biz kabul ettiğimiz için oluşmaktadır. Bu hayatta öğreneceğimiz en önemli şey şudur: Düşüncelerimizi yalnızca biz seçiyoruz ve bu düşünceler hayatımızı biçimlendiriyor. Hepimiz bilinçaltımızı nasıl temizleyeceğimizi, bir gün gerçekleşmesini istemediğimiz düşünceleri oradan nasıl söküp atacağımızı öğrenmek zorundayız. Düşüncemize ve dolayısıyla hayatımıza hakim olabileceğimizi, bilinçaltına emirler verebileceğimizi ve evrenin gücü ve bilgeliği sayesinde bu emirlerin yerine getirileceğini kanıtlamak zorundayız.
Bilinçaltı, bilinç gibi zamanın farkında değildir. Bilinçaltı bilincin direktiflerini soru sormadan ve tam olarak uygular. O, sabah tam istediğimiz saatte bizi uyandıran gönüllü hizmetçidir. Saate bakmadığı için çalar saatten çok daha kesindir. Kendimize uykumuzun çok hafif olduğunu ve garip bir nedenden ötürü her gece saat üçte uyandığımızı söylersek o harika, itaatkar bilinçaltımız bunu bir emir olarak kabul edip bizi her gece üçte uyandıracaktır. Bilinçli olarak kabul ettiğimiz her şey gönüllü hizmetçi olan bilinçaltı tarafından yerine getirilir. Zaman konusunda, kendini yönetme hayatımızda önemli bir rol oynar. Sonuçta tamamıyla bilincimizin direktifleri doğrultusunda hareket ettiğini görebiliriz.
