“İş Hayatında İletişim Kurma Yöntemleri” adlı, yazarının Sonya Hamlin olduğu bir kitaptan kısa bir özeti sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu arada kitap çok güzel tavsiye ederim.
Teknolojiye Giriş Konuşmaktan Çıkış
İnsanların dinleyebileceği şekilde konuşmak için, ilk önce, o bahsettiğimiz insanları anlamakla başlamalıyız.
Eğer bunları yapıyorsanız 2000’li yıllarda yaşıyorsunuz demektir…
- Gerçek oyun kağıtlarıyla Solitaire oynamayalı yıllar olmuşsa..
- 3 kişilik ailenizin bireylerine ulaşmak için elinizde 15 tane telefon numarası varsa..
- Yan masadaki iş arkadaşınıza e-posta gönderiyorsanız..
- Arkadaşlarınızla ve ailenizle irtibatı kesmenizin sebebi olarak onların e-mail adresi olmamasını gösteriyorsanız..
- Evinizden telefon açarken yanlışlıkla hat almak için 9’a basıyorsanız…
- 4 yıl boyunca aynı masada oturmuş ve 3 değişik şirket için çalışmışsanız…
- Arabanızla kendi evinizin park yerinden cep telefonunuzla evi arayıp, evde marketten aldıklarınızı taşımaya yardım edecek birisinin olup olmadığını kontrol ediyorsanız..
- Televizyondaki her reklamda ekranın altında internet adresi varsa..
- Cep telefonunuz olmadan evi terk etmeniz panik olmanıza sebep oluyorsa..
- Sabah uyandığınızda kahvenizi bile içmeden internete giriyorsanız..
Kişisel temas her zaman ilişkiye başlamanın 1. Yolu olmuştur. Peki bu hala böyle midir?
Teknoloji siz kendinize özgü iletişim becerilerinizi geliştirin diye var. Bunu, teknolojiye şartlanmış dinleyicilerinizin dikkatini çekmek ve korumak amacıyla, vereceğiniz mesajınızı desteklemek, vurgulamak ve kısaltmak için kullanabilirsiniz.
Dünyanın başından 2 büyük iletişim devrimi geçmiştir. Bunlardan birisi 50 yıldan biraz fazla bir süre, diğeri de 1985 yılında başlamıştır. Devrimler neler mi? İlk önce TV, sonra da bilgisayarlar ve internet.
Sözlü iletişim bilgi, akıl ve beceri paylaşımının balıca yoluydu ta ki, 20. YY ortalarına kadar. Ama bu yöntem yavaş yavaş, gittikçe kayboluyor.
Bunun yerini günümüzde, bilginin ücretsiz ve rahat, hızlı ve kolay şekilde yapıldığı elektronik iletişim dünyası almıştır. Hiç uğraşmadan, yollayıver gitsin.
Bugün öğrenme daha zahmetsiz. Hiç kimse karışmadan fikirlerin görsel yoldan yayımlanması bize çok büyük bir özgürlük veriyor.
Eskiden kelimelerle sevinirdik. Yüzyıllar boyu, onlar bizim başlıca değiş tokuş aracımızdı. Ondan sonra okumak gelirdi. Aile içi eğlence, konuşmak, hikayeler anlatmak ve yüksek sesle okumak anlamına gelirdi. Tek başınayken eğlenmek için ne yapılırdı peki? Ne film ne TV ne de dışarıdan herhangi bir başka unsur. Sadece okurduk, sessizce iç dünyamıza girip orada birisi etrafımza ağ örüp bizi de uzak diyarlara götürsün diye. Dinlemek için zaman.. dinlenmek için zaman… Sonuç? İstediğimizi alana kadar beklemeye alışık hale gelmiş durumdaydık.
Ancak devir değişti; dünya ve zamanlaması kesinlikle değişime uğradı.
Geleceğe doğru ilerliyorduk.
Televizyona doğru.
TELEVİZYON
Televizyonun en önemli özelliği, bilgiyi görsel parasal olarak verebilmesi. Kelimelerse 2. Yardımcı öge.
Artık gerçekten dinlemeye ihtiyacımız yok. İlk günlerinden beri TV, basit kelimeler aracılığıyla iletişim kurmaktan daha fazlasını yapabilecek şekilde değişmiştir. Birincisi sadece konuşurken, yalnızca dinlemeyi bırakmayı öğrendik. Neden? Bir kişinin sonuca varmasını beklemek hem çok yavaş hem de çok sıkıcı!
Elektronik ortamdaki resimlerin iletişimde ilk sırayı almasına izin vererek, birbirimizle olan ilişkileri değiştirmiş olduk. Artık birbirimizden bir şey öğrenmiyoruz. Onun yerine bilgiyi, bilgileri görsel yoldan bize iletirken, sözcükleri 2. Planda kullanan 3. Bir kaynaktan bağımsız olarak alıyoruz.
Bilginin görsel yoldan aktarımı yeni bir olgu değil.
Televizyon Bizi Nasıl Değiştirdi?
İşte size bazı “anlatım” örnekleri;
- Amerikalıların %77’si, haberlerin yaklaşık %90’ını TV’den alıyor;
- ABD’nin en büyük şirketleri kendi TV stüdyolarına sahip;
- Video ve internet konferansları, büyük kapsamlı, yerinde yapılan yüz yüze satış toplantılarının yerini alıyor;
- Çocuklar bugün 18 yaşına gelene kadar 22 bin saatlerini TV karşısında geçiriyor, ki bu da okulda harcadıkları zamanın 2 katından fazla.
Sözcükler ve insanlar, artık mesajı veren başlıca ögeler olmaktan çıktılar. Şimdi anlatımı ve bizi doğrudan etkilemeyi görüntüler yapıyor. TV bize insanların sözüne inanmaktansa görsel kanıt beklemeyi öğretmiştir. Ve dahası, konuşmalar değil, görüntüler tarafından ağırlanmayı öğretmiştir.
Televizyonun Dinlememizdeki, Öğrenmemizdeki ve Konsantre Olmamızdaki Etkileri
PASİFLİK
Bilginin bize çabuk ve kolaylıkla ulaşmasını isteriz. Dinlemek, konuşmak ve okumanın aldığı zamanın ve gayretin aksine, TV, görsel araçlar ve grafikler kullanarak işin yükünü bizim için üzerine alır.
DİKKATSİZLİK
Kulağımızın yardımıyla dinlemeyi öğrendik. Evde TV açıktır ve telefonla, çocukların bağırtısıyla, buzdolabına yaptığınız yolculuklarla ve diğer ev işleriyle, dikkatinizi çekmek adına yarış içindedir. TV bize bugün, bizi ona odaklanmaktan ziyade zaman zaman sadece biraz dinlemeyi kabul edilebilir ve hatta normal bir şey olduğunu öğretmiştir.
KESİLME
Reklamlar bize, bir konu ne kadar önemli, çarpıcı veya mide bulandırıcı olursa olsun, duygularımızın ve konsantrasyonumuzun her 5 ila 8 dakikada bir kesileceğini öğretmiştir. Bu da bize hiçbir konuyla çok fazla alakadar olmamamız, duygusal olarak veya başka şekilde uzun süreli bir şeyler beklemememiz gerektiği yolunda şartlandırmıştır.
SÜREKLİLİK EKSİKLİĞİ
Bir gösteriyi ortasından seyretmek bizim için artık kabul edilebilir bir hal almıştır. Diğer seyirciler bizi TVnin sunmayı amaçladığından daha kapsamlı bir yayın içeriği ile bilgilendirirler. Biz de ya “bu neyle ilgili?” diye sorarız ya da olayla netleşene kadar mırıldanırız veya uzaktan kumandayı alır, düğmeye basar ve başka bir şeyler seyretmeye koyuluruz.
BU ÇOK SIKICI! DEĞİŞTİR
O muhteşem uzaktan kumandalar, sıkıntının veya ilgisizliğin ilk sinyalleri ortaya çıktığında bize istediğimiz zaman iletişimi cümle ortasında kesme ve konuyu değiştirme gücü verir. Bu da dinleyiciye, yeni, alışılmamış ve gerekli ancak anlatması zor bilgileri vermek açısından kötüye işarettir. Aslında uzaktan kumandaya ihtiyaç bile yoktu çünkü biz bunları dinlemeyiz bile.
KİŞİSEL HAYAL GÜCÜ BASTIRILMIŞTIR
MTV müzik videoları, herkese hitap eden görsel araçları yorumlamasıyla benzersiz kişisel görüşleri etkisiz kılmıştır. Önceden hazırlanmış bu görüntüler bize kendi hayal gücümüzü kullanarak, görüşlerimizi yaratmaya ihtiyacımızın olmayacağını, olamayacağını veya olmasına gerek olmadığını anlatır. Bu şartlanma, aynı düşünce şekline ve çoğunluğa ait olma ihtiyacını teşvik ederek, hayal etme ve tanıma isteğinizi etkiler.
Bilgisayar ve Internetle Neler Değişti?
Bilgiyi alıp vermek artık isimsiz kaynak kullanarak yalnız başımıza yaptığımız bir eylem. Bizden başka hiç kimse ne konuşarak ne de bir şekilde bizi etkileyerek işin içinde değil. Sadece benden makineye, makineden bana.
Artık gerçekten tanıdığımız insanların e-posta yoluyla kurduğu iletişimden ne düşündüklerini veya hissettiklerini anlamıyorlar bile. Kişisel olarak verilen bir mesaja cevap verme kabiliyetimizden yoksun olarak, e-postada satır aralarını iyice okumamız ve gönderenin gerçekte neler hissediyor olabileceğini kestirmeye çalışmamız gerekiyor.
BİTİRİRKEN: İLETİŞİM NE YÖNDE DEĞİŞTİ?
- İnsanlık tarihinde açılan yeni bir dönemin erken evrelerinde yaşıyoruz. İletişim sonsuza dek değişti.
- Amerikan halkının dikkat süresi bugün 1.5 dakikadır.. bunu uzatabilmek için öğrenilmesi gereken daha bir çok yeni teknik vardır.
- İnsanlar kendileri için gerekli bilgiyi alma konusunda tam bir kontrole sahip, ihtiyaçları doğrultusunda bilgiyi kendilerine uyarlar hale geldiler.
- Elektronik medya ve hıza kolaylığa duyulan ihtiyaç bugünün iletişim diyarında geçerli olan para birimi.
- Zaman önemli bir mesele. Öz, temiz ve yerinde anlatım günümüzde bir zorunluluk.
- Bilgiyi olağanüstü hızlı ve olağanüstü kolay bir biçimde, küçük lokmalar halinde, bir hayli organize ve güvenilir, aynı zamanda çok çeşitli ve multimedya destekli olarak almayı umuyoruz.
